Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı Kitap Özeti ve Yorumlarım

Charles Bukowski’nin hayatının kısa ve üzücü bir özeti ile başlıyor Mark Manson, Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı Kitabına. Çarpıcı bir hayatın ilginç yönlerini anlattıktan sonra ise ilk öğüdü Çabalama! Dünya durmadan bizlere daha iyi bir yaşama kavuşmanın yolunun hep fazlası, fazlası, fazlası olduğunu söylüyor. Ancak Mark’a göre daha iyi bir yaşamın sırrı daha fazlasına sahip olmaya çabalamak değildir; daha aza önem vermektir ve doğru olana aldırmaktır.

Düşüncesini Alan Watts’ın “Tersine Yasa”sı ile örneklendiriyor. Yasaya göre zaten bir şeyi elde etmek için bunca çabalamak ona sahip olmadığımız düşüncesini güçlendirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Umutsuzca zengin olmayı dilerseniz, ne kadar para kazanırsanız kazanın kendinizi yoksul ve değersiz hissedersiniz.

Öyleyse bu kafaya takmama işini nasıl yapacağız? Yazarımıza göre bu meseleyi aydınlığa kavuşturmak için temelde üç ustalık maddesi yatar.

  1. Ustalık: Kafaya takmamak kayıtsız olmak anlamına gelmez; kayıtsız olmanın sizi rahatsız etmemesi anlamına gelir.

  2. Ustalık: Zıtlıkları kafaya takmamak için o zıtlıklardan daha önemli bir şeyi kafanıza takmanız gereklidir.

  3. Ustalık: Farkında olsanız da olmasanız da, her zaman neyi kafanıza takacağınızı siz seçiyorsunuz.

Sorunsuz Bir Hayat Yoktur

Sorunsuz bir hayat yoktur ancak iyi sorunlarla dolu bir hayata sahip olmak senin elindedir. Bunun için de mutlu olmayı, başarılı olmayı belirleyen “Neyin tadını çıkarmak istiyorsun?” değildir. Çünkü herkesin gerçekleşmesini istediği güzel hayalleri vardır. Doğru soru “Hangi ıstıraba katlanmaya razısın?” sorusudur. Hayaline ilerlediğin yolda önüne çıkan tüm engelleri aşıp, ıstıraplarını çekmeye de razı mısın?

“Bir gün geriye dönüp baktığınızda mücadele günlerinizin en güzel günleriniz olduğunu göreceksiniz.”

Freud

1960’lı yıllardan sonra kişinin birey olmasına vurgu yapılması kişinin kendini özel hissetmesine yol açmıştır. Bu dönemden sonraki doğan tüm bireyler çevresinden, ailesinden, okulundan özel olduğuna dair iletiler almışlardır ve bu yetiştirilme modelinin sonucunda ise kendilerine her şeyi hak! gören bireyler olmuşlardır. Aynı günümüzdeki kendini en akıllı/yetenekli/başarılı/güzel gören ve gerçek kişiliğini kabul edemeyen bireyler gibi.

Küçük bir not: Yuval Noah Harari’nin de bu konuya yaklaşımını Sapiens kitabındaki alıntılarla Birey Olmak yazımda anlatmıştım.

“Giderek daha fazla şeyi kendimize hak görmeye başladık ve bildiğimiz tek yolla mücadele ediyoruz: kendimizi abartarak ya da ötekini abartarak.”

Temel Değer Yargın Nedir?

Tüm bunlar için insanın hayatında temele alması gerekenlerin önemli olduğunu belirtiyor Mark. Yani iyi ve kötü değerlerimizi belirleyip onlara göre yaşamak.

İyi, sağlıklı değer yargılarına bazı örnekler: Dürüstlük, yenilikçilik, başkalarına destek olma, öz-saygı, merak, yardımseverlik, alçakgönüllülük, yaratıcılık.

Kötü, sağlıksız değer yargılarına bazı örnekler: manipülasyon, sürekli kendini iyi hissetmek, sürekli odak merkezi olmak, yalnız kalamamak, herkes tarafından sevilmeyi istemek.

Örneklerden de anlayacağınız gibi iyi değer yargıları içimizden gelmektedir. Kötü değer yargıları ise tamamen dışa bağımlıdır, kontrolümüz dışındadırlar.

Kitabın geri kalanını beş iyi değer yargısına ayırmıştır Mark Manson. Değer yargılarını kendi gözlemleri ve yaşam tecrübesi üzerine belirlediğini iddia etse de birçok felsefi ve edebi yaklaşımdan alıntılar yaptığı aşikar. Örnekler vermek için de ünlü yazarların, ressamların, şarkıcıların hayatından ve kendi yaşadıklarından faydalanmıştır.

5 İyi Değer Yargısı

  • Kimin Hatası Olduğuna Bakmaksızın Hayatınızda Olup Biten Her Şeyin Sorumluluğunu Almak

“Asıl terapi, suçlamanın bitip sorumluluğun ortaya çıktığı yerde başlar.”

Irvin D. Yalom

Sorunlarımızı seçtiğimizi hissettiğimizde güçleniriz. Sorunlar biz istemeden üstümüze çöreklenince kendimizi kurban durumunda ve mutsuz hissederiz. Yazara göre başımıza gelen şeyleri kontrol edemeyiz. Ama başımıza gelenleri nasıl yorumladığımızı ve nasıl tepki gösterdiğimizi her zaman kontrol edebiliriz. Örneğin kapımıza bir bebek bırakıldığını düşünelim. Bu bizim kontrolümüz dışındadır. Sonuçta bunu biz istemedik. Ancak bundan sonra atacağımız her adım; bebeği polise götürmek, umursamamak… hepsi bizim kontrolümüzdedir. Kısacası sonradan seçim yapma şansına sahibizdir ve tüm sorumluluk bizim üzerimizdedir.

  • Emin Olmamak

“Her şey hakkında defalarca ve defalarca ve defalarca yanıldım ve hayatım böyle iyiye doğru gitti.”

Michael Jordan

Beynimiz kusurludur ve görüp duyduğumuz şeylerde yanılırız. Unutur ve kolayca yorumlarız. Ayrıca beynimiz anlam yaratmaya ve aramaya programlanmıştır. Beynimizin yarattığı anlama bağlanır ve onu bırakmayız. Yanlış anı denilen bu sendroma hayatında herkes en az bir kerede olsa yakalanmıştır. Bu nedenle hiçbir şeyden tam olarak emin olamayız. Hayatımızda bir değişiklik olması için de bir şey hakkında yanılmamız gerekmektedir.

  • Başarısızlık İlerlemektir

Yerine çakılıp kalmamak ve her ne olursa olsun bir şey yapmak gerektiğini üstüne basa basa söylüyor bu bölümde yazar. Bunun içinde 1. Eylem 2. Esin 3. Motivasyon şeklinde bir formülü var. Bölümde en hoşuma giden kısım kısaca bölümün özeti olan Picasso hikayesi oluyor.

Pablo Picasso yaşlı bir adamken, İspanya’da bir kafede oturmuş kullanılmış bir peçeteye bir şeyler çiziyormuş. Yakınında oturan bir kadın ise ona ve çizimine hayranlıkla bakıyormuş. Birkaç dakika sonra Picasso kahvesini bitirmiş, peçeteyi atmak için buruşturmuş ve gitmek için ayağa kalkmış.

Kadın onu durdurarak: “Bekle,” demiş. “Çizdiğin peçeteyi alabilir miyim? Para da öderim sana.”

“Elbette,” demiş Picasso, “yirmi bin dolar.”

Kadının başı bir tuğla çarpmış gibi geriye doğru savrulmuş, “Ne? İki dakikada çizdin!”demiş,

“Hayır hanımefendi,” yanıtını vermiş Picasso. “Onu çizmek tam altmış yılımı aldı.” Peçeteyi cebine tıkıp kahveden çıkmış.

  • Hayır Diyebilmek

İnsanın hayatında anlam bulmasının, önemi varmış duygusuna kavuşmasının tek yolu fırsat özgürlüğünü daraltması, alternatifleri reddetmesidir ve bir inanca, bir yere, kişiye (gruba) bağlı olmayı seçmesidir. Bir şeye değer verebilmek için o şeyi kafaya takmış olmalıyız. Bir şeye değer vermek için de, o şey olmayanı reddetmek zorundayız. X’e değer veriyorsak, X olmayanı istemeyiz.

Hayır diyebilmek insana kimlik kazandırır. Bu sayede gerçek değerlerimizin ne olduğunun farkına varırız ve onlarla yaşarız.  Diğer alternatifler ise aklımızı kurcalamaz. Çabalamak zorunda kalmayız. Tek bir seçeneği seçip ilerlemek basit ve anlamlıdır.

  • Kendi Ölümlüğünüz Hakkında Düşünmek

Son bölümde ‘Ölümün İnkarı’ kitabının yazarı Pulitzer ödüllü Ernest Becker’in hayatına değinen Mark Manson, kendi hayatından arkadaşını kaybediş hikayesini de ekliyor. Hayatımızda anlam verdiğimiz her şeyin ise gerçekten ölmeme arzusuyla şekillendiğini belirtiyor. Kısaca bir gün öleceğimizi kabullenmemiz gerektiğini anlatıyor. Bu bölümde oldukça duygusal bir kapanış yapan Mark Manson için anlattığı mantıksal yaklaşımların nereye gittiğini sorma duygusu da benim içimde oluşmuş oluyor.

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı Kitabını Öneriyor muyum?

Kişisel gelişim kitaplarını okumayı seviyorum. Kişisel gelişim kitaplarına olan genel olumsuz yargıyı da doğru bulmuyorum ve sürekli bunu tekrar ediyorum. Tabi ki bahsettiğim gelir-geçer, özensiz ve üstünkörü yazılan kitaplar değil. Hayattaki tecrübesi, yaşadıkları, gördükleri ve öğrendikleri üzerine kendine ders çıkarmış ve neticesinde tüm insanlar ile paylaşmanın faydalı olacağını düşünmüş kişilerin kitaplarıdır bahsettiğim. Zaten kişinin kendi kişisel gelişiminde uyguladığı ve fayda sağladığı teknikler anlatılır. Başka insanların deneyimlerinden öğrendiklerini okumak ise benim için “O bu yanlışı yaptı ders al yapmadır.”

Mark Manson da Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı Kitabında tam olarak bundan bahsediyor: “Ben birçok hata yaptım ancak şuan tecrübelerimle birlikte hatalarından ders çıkaran yeni bir ben oldum. Bu yolda ise şunları öğrendim ve herkesin az çok birbirine benzeyen sorunları vardır. Bu nedenle size deneyimlerimi aktarıyorum ve fayda sağlamasını diliyorum.”

Bence oldukça iyi bir niyetle yazılmış bir kitap. Üstelik yazarın anlatımı çok sade ve bir o kadar da eğlenceli. Okurken çok kez ya ben bunları yaşadım ve yalnız değilmişim dedim. Sanki düşüncelerimi ve duygularımı tercüme eden bir sözlük gibiydi bu kitap. Sizin de okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Mutlaka bir yerinde “Evet işte bu benim!” diyeceksiniz. Yazarın kaleminin sadeliği ve samimi dili ise zaten sizi hiç sıkmayacak.

Bol gülümsemeli ve kendinizi yazarı gibi hissedeceğiniz bir kitap okumak istiyorsanız bu kitabı öneriyorum ve bol keyifli okumalar diliyorum!