Pazarlama da Doğayı Taklit Eder

Doğanın en basit kuralı ikiliklerden oluşmasıdır. Her şey zıttı ile var olabilir bu dünya üzerinde. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, gece-gündüz, güneş-ay, ateş-su… İnsanların var ettikleri şeylerin bir örneğini ve ana fikrin veya ilhamın nereden geldiğini bulmak istiyorsak doğaya bakmamız yeterlidir. Günümüzde işin boyutu öyle ileriye taşınmıştır ki, pazarlama da doğayı taklit eder.

Bir şeyin zıttı olmadan o şeyin var olduğunu kanıtlamak imkansız değil mi? Mesela kötülük olmasaydı iyiliği nasıl tanımlayabilirdik ki? Öyleyse iyi olmak kavramının varlığını da sorgulamamız gerekirdi. Veya gece olmadan sırf gündüzü yaşıyor olsaydık dünyanın karanlık, siyah olabileceğini öngörebilir miydik? Korkutucu olmaz mıydı; zıttı olmayan bir kavramın tamamen doğa üzerinde hakimiyet kuruyor olma ihtimali.

İnsanların pazarlama ile diğer alıcılar üzerinde hakimiyet kurmasını da bu örneklere benzetebiliriz. Markaların stratejilerinden biri zıttının önüne geçebilmek yani rekabet yaratmak veya zıttı yoksa bile bir alternatif üretmektir. Örnekleri o kadar çoktur ki… Buger King vs. Mc Donalds, Nike vs Adidas, Coca Cola vs. Pepsi…

İyi de neden? Neden pazarın tek sahibi olmak varken alternatif ile kafa karıştırayım ki ya da satışlarımı düşüreyim? Satışlar düşer mi gerçekten? Doğru bir soru olmadı sanırım. Aslında buradan birkaç cevap çıkarılabilir. Ancak en önemlisi şudur; eğer bir satış alanında tek bir alternatif varsa ya talep oranı düşüktür ya da pazar çok yenidir.

Tüm hikaye bundan ibaret değildir elbet. Fast-food oldukça popüler ve talep oranı yüksek bir alan. Burger King’in her ülkede binlerce alternatifi çıkmış olması tesadüf olamaz. Sonuçta ne kadar çok fast-food restoranı olursa olsun kaliteli hizmet ve iyi bir pazarlama taktiği ile bu kocaman pazarda iyi bir kar elde edebilir. Lakin asıl cevap bu da değil. Değinmek istediğim nokta Burger King’in alternatifi Özhasan Burger (Salladım, varsa böyle bir burgerci sevgiler, saygılar…:) değildir. Alternatifi, Mc Donalds’dır. Her ikisinin de içeriğine baktığınızda kullandıkları menüler, menülerde ki malzemeler, satış teknikleri ve pek çok şey hemen hemen aynıdır. Tüm bunların nedeni ise tamamen bilinçli olarak bir ikilik yaratmaktır. Yani doğayı taklit ederek insanların algılarını yönetmektir.

Zıttı olmayanın bir anlamı olmayacağını söylemiştik değil mi? Eğer alternatifi yoksa bir değeri yok demektir, değeri yok ise zaten elde var sıfır demektir. İnsanların algıları hep bu yönde çalışır.

“Ben iyi bir insanım çünkü yardım etmeyi çok seviyorum. Ben Burger King’ciyim çünkü Mcdonalds’ın hambugerini beğenmiyorum. Lakin kötü bir insanın varlığından da, Mcdonalds’ın varlığından da şüphe duymuyorum. Öyleyse tek bir seçeneğim yok ve seçme şansım var. Yani ben özgür bir insanım ve birçok alternatif arasından birini seçme hakkım var. Çünkü doğada da bu böyledir. İyi olmayı veya kötü olmayı seçmek benim elimdedir. Yani her şey yolunda, ben değerliyim ve en doğruyu yapıyorum.”

Bu scripten ne kadar sonuç çıkar tahmin bile edemedim. Kısaca söylemek istediğim şey insanlar kandırıldığını düşünmek istemezler, yalnız olduklarını, tek bir seçenekleri olduğunu, alternatifi olmadığını, değersiz olduğunu, özgür olmadıklarını düşünmek istemezler. İşte pazarlamacıların taktiği de bu şekilde doğadan esinlenilmiştir. Dolayısı ile pazarlama da doğayı taklit eder.

Peki, bu onların doğru yolda olduklarını gösterir mi? Örneklerden anladığımız kadarıyla pek tabi gösterebilir. Dünyaca ünlü markalardan bahsediyoruz. Ancak bu alıcıların haklı ve doğru yolda olduğunu gösterir mi işte burada baya şüphelerim var. Siz ne dersiniz? Bu da belki bir sonraki yazının konusu olur.

Sevgiyle efenim…