Paranın Gücü: İlk İnsan Para Kullanmaya Nasıl İkna Edildi?

Dünya üzerinde tüm milletlerin üzerinde anlaşmaya vardığı ve tek ortaklaşa kullandıkları değer paradır. Dil, din, ırk, renk aklınıza gelen her şey bir şekilde bölünmüş her kıtada her bölgede parçalarına ayrılmıştır. Ancak kullanılan satın-alma aracının değeri tek bir ortak noktanın yükselip alçalmasına bağlıdır; paranın gücü.

Tarih boyunca insanlar birbirlerinin anlamadığı dilleri konuşmaya, farklı hükümdarlara itaat etmeye ve farklı tanrılara inanmaya devam etmişlerdir. Ancak hepsi altına, gümüşe ve altın-gümüş paralara tapıyorlardır. Tabi ki bu inanç olmadan küresel ticaret ağlarının da ortaya çıkması imkansız olurdu. Bugün bulunduğumuz noktaya gelmemizde özellikle paranın büyük bir etken olduğu inkar edilemez. Bu durumda pek çok insanın aklına aynı soru gelir parayı kim, neden icat etti? Lakin benim için değerli başka bir soru daha var ilk insan para kullanmaya nasıl ikna edildi?

Paranın İcadını Nasıl Açıklarız?

Paranın icadını kesin bir tarihe ve kişiye bağlayamayız. Geçmişte gerçekleşen üstelik üzerinden asırlar geçmiş bir buluşun herhangi bir insana mal edilmesi olanaksızdır. Öyle ki Einsten’ın her ne kadar bilge, akıllı ve mucit bir insan olduğu konuşulsa, buluşları dilden dile aktarılsa da, icatlarının pek çoğunun önceki mucitlerden birer kopya veya bir birikimin sonucu olduğu söylenir. Yani tarih boyunca ortaya çıkan pek çok icat ve buluş kümülatif etki sonucu çıkmıştır.

Bunlara rağmen tarih kayıtlarına geçen ilk basılan paranın Türkiye’nin batısında kurulmuş olan Lidyalılar tarafından Lidya kralı Alyattes emriyle basıldığı bilinir. M.Ö. 7. yüzyılda basılan paraların bir tarafında kralın simgesi olan aslan veya boğa figürü diğer tarafında ise paranın değerini gösteren işaretler vardır.

Paraların üzerindeki işaretlerin biçimi, büyüklüğü de tarih boyunca değişmiştir ancak mesaj hep aynıdır: “Ben, şuranın kralı, size kendi sözümü veririm ki, bu metal yuvarlak tam olarak beş gram altın içermektedir. Eğer birisi bu paranın sahtesini basmaya kalkarsa o benim imzamı taklit etmeye çalışıyor demektir, bu da saygınlığımı lekelemek anlamına gelir. Böylesi bir suçu son derece ciddi şekilde cezalandırırım.”

Çok epik değil mi?

İnsanların parayı kullanmakta çekinmemesine şaşırmamalı. Neden derseniz bir parçası olduğunuz devletin kendine has sözsüz bir iletişim biçimi var. Üstelik bu iletişim biçimi milletinizin yöneticisinin size sağladığı garantisini, sözünü ve imzasını taşıyor. Kendi parasını basan her devlet maddi hatta manevi olarak tarih sahnesinde bağımsız olduğunu ilan etmiş demektir.

Bunlara ek fayda sağlayan bir araç olarak ortaya çıkmıştır para. Para kullanımından önce insanlar özellikle avcı-toplayıcılar ticari işlerini takas yöntemi ile hallediyorlardı. Bu yöntem ise pek çok sorunu beraberinde getiriyordu. “Sana güzel ve taze elmalar vereceğim, bunun karşılığında bana bir çift kullanılmamış, temiz ayakkabı ver.” Elmaları olan kişinin bir çift yeni ayakkabıya ihtiyacı olduğu kesindir. Ancak ayakkabı üreticisinin elmalara ihtiyacı yoksa? Eğer onun da ihtiyacı olan bir boşanma avukatı ise ve boşanma avukatının da ihtiyacı olan elmadan ziyade saçlarını kestirebileceği bir berber ise? Oldukça karmaşık bir ticari ilişkiler ağı oluştu. O zamanlarda bu karmaşık yapı için oturmuş bir sistem olmadığından işler her zaman istenildiği gibi gitmemiştir. Bu sebeple sistemdeki pürüzleri yok edip tüm insanlığın ortak dili olarak paranın kullanılması daha uygun görülmüştür.

Paranın kimler tarafından neden icat edildiği az çok anlaşıldı. Ancak ben asıl sorumun cevabını hala tam olarak verebilmiş değilim.

İlk İnsan Para Kullanmaya Nasıl İkna Edildi?

Yukarıda açıkladığım üzere para pek çok yerde ve farklı zamanlarda icat edildi. Ancak paranın bir teknolojik buluş olduğu iddia edilemez. Örneğin bugün kullandığımız telefonların bir teknolojik buluş olduğu söylenebilir. Çünkü elle tutup gözle görülebilir değişimlere ve gelişmelere olanak sağlamaktadırlar. Ancak paranın gerçek bir faydası olduğuna insanları inandırmak için ikna etmek gereklidir. Telefonun faydasını Amerika’da ki teyzenizi arayarak gösterebilirsiniz ancak ilk parayı gören bir insanı onu kullanmaya nasıl ikna edersiniz?

2006 yılında dünyadaki toplam para miktarı 473 trilyon dolarken, madeni para ve banknotların toplam değeri 47 trilyondan azdı. Tüm paranın yüzde 90’ından fazlası (hesaplarımızdaki 400 trilyondan daha fazla) sadece bilgisayarlarda mevcuttur. Buna bağlı olarak pek çok mali işlem, elektronik verinin bir bilgisayar dosyasından ötekine aktarılmasıyla, yani herhangi bir fiziksel transfer olmadan yapılır. Bu ise tamamıyla bir devrimdir.

“Bu devrim insanların ortak hayal gücünde yaşayan yeni bir gerçekliğin yaratılmasında gizliydi.”

Parayı kullanmaları için insanları inanmaları konusunda ikna etmeniz gereklidir. Paranın anlamı, değeri tamamen hayal gücümüzle bağlantılıdır. İnsanlar hayal güçleri sayesinde yeni bir ticari ağ geliştirmişlerdir ve insanları bunun faydalı olduğuna kullanılması gerektiğine inandırmışlardır. Bu inancı yaratan ise çok karmaşık ve uzun vadeli bir politik, toplumsal, ekonomik ilişkiler ağıdır. Neden altın paraya veya dolar banknotuna inanıyorum? Çünkü komşularım da bunlara inanıyor. Komşularım da ben inandığım için bunlara inanıyor ve biz bunlara inanıyoruz çünkü kralımız da bunlara inanıyor ve vergi olarak bunlardan istiyor, ayrıca rahiplerimiz de buna inanıyor ve kilise vergisi olarak bunlardan istiyor.

Elinize bir dolar alın ve dikkatlice bakın. Renkli bir kağıt üzerinde bir yanda ABD Hazine Müsteşarı’nın imzası, öbür yanda “Tanrı’ya inanıyoruz.” Sloganını göreceksiniz. Doları bir ödeme aracı olarak kabul ediyoruz çünkü hem Tanrı’ya hem de ABD Hazine Müsteşarı’na güveniyoruz. Güvenin ve inancın kritik rolü, neden finansal sistemlerimizin politik, toplumsal ve ideolojik sistemlerimize bu kadar bağlı olduğunu, finansal krizlerin genellikle politik gelişmeler sonucu tetiklendiğini ve borsanın bir günde nasıl hisse alıp satanların ruh hallerine bağlı olarak inip çıkabildiğini açıklar.

Paraya Olan İnanç ve Güvenin Temeli

Para iki evrensel ilke üzerine kuruludur:

  1. Evrensel dönüşebilme: Para bir simyacı gibi toprağı sadakate, adaleti sağlığa, şiddeti bilgiye çevirebilir.
  2. Evrensel güven: Herhangi iki insan, paranın aracılığı sayesinde herhangi bir konuda işbirliği yapabilir.

Her ne kadar para yabancılar arasında güven oluşturmaya yarasa da, bu güven insanlara, topluluklara veya kutsal kabul edilen değerlere değil, paranın kendisine ve paranın gerisinde yatan mekanizmalara karşı geliştirilen güvendir. Yani aslında ticaret yaptığımız yabancıya veya komşuya değil, ellerinde tuttukları paraya güveniriz, paraları biterse güvenimiz de biter. Bu nedenle para toplulukların, dinlerin ve devletlerin duvarlarını yıktıkça, dünyanın kocaman bir ruhsuz pazara dönüşme tehlikesi artmaktadır.

İnançlarımızı ve değerlerimizi de oluşturan kültürel birikimlerimiz, ahlaki kurallarımız ve insani yaklaşımlarımız da hayal gücümüzde yaşayan bir gerçeklik olsa da para, tüm bunlara giderek daha ağır basmaktadır. Saygı, sevgi ve ahlakın önde olduğu zamanlarda paranın kullanımı sınırlıdır. İnsan toplulukları ve aileler için onur, sadakat, ahlak ve sevgi gibi “paha biçilemez” inançlar daha önde gelmektedir. Ancak bir baraj duvarındaki çatlaklardan sızan su gibi para da bu bariyerleri aşarak kendine hatırı sayılır bir mevki edinmiştir. Bugün hala bazı bölgelerde ebeveynler çocuklarının beslenme ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bazı çocukları köle olarak satmak zorunda kalırlar. Kısacası para ilişkileri ve diğer tüm inanç ve değerlerimizi bir erozyona uğratmaktadır.

Tüm bu yozlaşma tarih boyunca değişik sebeplere bağlı olarak daha da artmış ve gelişmiştir. Bugün ki nedenini paraya bağlayabiliriz peki, ileride para hala kullanmaya devam ettiğimiz bir araç olacak mı? Veya yozlaşmanın ve insani duygularımızı yitirmemizin başka nedenleri mi ortaya çıkacak? Teknoloji bunlardan biri olabilir mi?

Bu ve benzeri sorulara cevap verebilmek için kaç yıl yaşamamız gerektiğini dahi tahmin edemediğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dün ile bugün arasında o kadar çok şey keşfediliyor o teknoloji, bilim o kadar hızla ilerliyor ki geleceği sayılarla tahmin etmek imkansız hale geliyor. 1000 yıl önce yaşayan bir insanı bugüne getirebilseydik karşılaştığı manzara karşısında dilini yutabilirdi. Ya bugün yaşayan bir insanı 100 yıl sonraya götürebilsek? Dilinin tutulması için 100 yıl yeterli olabilirdi ya da belki de 10 yıl bile yeterli olur kim bilir.

İlk İnsan Para Kullanmaya Nasıl İkna Edildi? şimdi daha net anlıyorum ancak tüm bu gerçekler gözlerimizin önünde gerçekleşmeye devam ederken ve insanlık akıl almaz bir değişime sürüklenirken nasıl olur da hala yozlaşmış yanlarımızı törpüleyemiyor ve kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçemiyoruz? İşte bunu aklım almıyor. Belki sizin de bu soruya bir cevabınız vardır. Yorumlarda buluşalım.

Sevgi ve Bilgiyle Kalın…

Dipnot: Bu yazının esin kaynağı çok değerli bir yazarın yapıtı olarak bulduğum Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabı olmuştur. Yazı içerisindeki düşünceler ve alıntılar Yuval Noah Harari’nin kaleminin benimki ile birleşmesi sonucunda oluşmuştur.