Mutlu Yaşamın Sırrı: Kendini Bil!

Eğer daha mutlu değilsek tarımı, şehirleri, yazıyı, parayı, imparatorlukları, bilimi ve sanayiyi geliştirmenin anlamı neydi?

Yuval Noah Harari

Bu anlamlı sorunun üzerine Mutlu Yaşamın Sırrı nedir, tartışalım mı?

Geçmişten günümüze insanoğlu sürekli yeni icatlar, yeni ideolojiler üzerine uğraştı ve onları geliştirdi. Sonunun nereye varacağını kestiremediğimiz bilimin ışığında her şeyi biz insanların refahı için yaptığımız savının arkasına sığındı üstelik. Sırf doğal yaşama uyumumuzun diğer canlı türlerine göre daha kuvvetli olması bize mutlu bir yaşamın sırrını getirdi diyemeyiz. Çünkü yaşadığımız çağ belki de insanoğlunun en çok şeye sahip olduğu ve bir o kadar da mutsuz olduğu bir çağ.

Son birkaç yüzyılda kendi geleceğimiz için o kadar çok canlıya zarar verdik ki tüm başarılarımızı kutlamak için tüm diğer canlıların başına gelen acıları yok saymamız gerekiyor. Elde ettiğimiz tüm teknolojik, bilimsel başarılar laboratuar maymunları, süt inekleri ve üretim bantlarındaki tavukların çektiği acılar sayesinde elde edildi. Mutlu bir yaşamın sırrını ararken insan olduğumuz gerçeğini göz ardı etmek istemedim. O sebeple bu yazı sizlere mutlu olmak için yapmanız gerekenler listesi sunmayacak. Tam aksine mutlu olmak ile ilgili gerçekleri apaçık ortaya serecek.

Mutluluk Ölçer

Şimdiye kadar Mutluluk Ölçer diye bir aletin icat edilmesinin önündeki engel neydi?

İnsanları neyin, nasıl mutlu ettiğini anlamamızı sağlayan araştırmalar yapılmadı diyemeyiz. Örneğin, Harari’nin ulaştığı mutluluk araştırmalarına göre sıcak bir aile ve toplum ilişkisine sahip birey, çok paraya sahip bir bireyden çoğu zamanında daha mutlu oluyor. Yine defalarca yapılan çalışmalar iyi evlilikle yüksek öznel mutluluk arasında ve kötü evliliklerle mutsuzluk arasında çok yakından bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ancak bu çalışmalar da farklı bir sonuca çıkıyor. Aile ve toplumun, ilişkiler ve evliliklerin çöküşüyle birlikte mutlu olma ihtimalimiz 1800’li yılların insanlarından daha fazla olmayacak. Yani birey olmak yazımda bahsettiğim gibi o kadar değer verdiğimiz özgürlük bile aleyhimize çalışıyor olabilir.

Günümüzün gözde sektörü medya ve reklamcılık genelde beklentilerimizi yükseltmek üzerine işler. Eğer sahip olduğun otomobilden daha konforlu ve kullanışlı bir araca geçmen gerektiğini hissediyorsan bu ihtiyaç olabilir. Ancak 30 bine ihtiyacın olan aracı almak yerine 100 bin harcayarak reklamlarda, komşularında gördüğün aracı alma isteğin tamamen beklentilerine alakalıdır. Öyleyse beklentiler mutluluk üzerine etkiye sahiptir diyebiliriz.

Peki, gerçekten o lüks otomobili aldığında sonsuz mutluluk garantin olsaydı otomobilin pazarlama departmanı mutluluğunu ölçmek ve seni ikna etmek için yeni bir icat geliştirmez miydi? Demek ki mutluluk ölçer çoğu insanın hayatına balta vuracak bir icat. Ancak bundan öte böyle bir icat bize mutlu yaşamın sırrı nedir söyler miydi? Maalesef bu sorunun cevabı da hayır. Çünkü mutluluk bizim şimdiye kadar öğrendiğimiz kavramların çok ötesinde.

Mutluluğun Kimyası

Sosyal bilimciler mutluluk anketleri ve araştırmaları yaparak sonuçları sosyoekonomik etkenlere bağlarken, biyologlarsa mutluluğu biyokimyasal ve genetik etkenlerle ilişkilendiriyorlar. Diğer bir deyişle mutluluk maaş, toplumsal ilişkiler veya siyasi haklar tarafından değil, karmaşık sinirler, nöronlar, sinapslar ve serotonin, dopamin ve oksitosin gibi çeşitli biyokimyasal malzemeler tarafından belirlenir diyorlar.

Bir ortaçağ köylüsü ile modern çağda İstanbul’un en gözde mekanında yaşayan bir iş adamını düşünelim. Bir tarafta ısıtması olmayan çamurdan yapılmış bir evde yaşayan köylümüz, diğer yanda ise en son teknolojik aletler donatılmış harika bir manzara ile uyanan iş adamımız var. Köylü çamurdan evinin son eklemlerini yaparak yaşanılacak bir yere dönüştürüyor, iş adamı ise evinin en son taksidini ödeyerek borcunu bitiriyor. Hangisi daha mutlu olur? İkisinin de mutluluk seviyesi X’dir. Yani ne eksik ne fazladır birbirinden. Çünkü mutluluklarını etkileyen sahip olduklarının değerinden çok serotonin seviyeleridir.

Ya bilim ile birlikte serotonin seviyemizi hep yüksek tutmanın bir yolunu bulsak? Aldous Huxley’nin distopik romanı Cesur Yeni Dünya’da olduğu gibi insanlar her gün mutluluğu arttıran ‘soma’ adlı ilacı kullansalar George Orwell’in 1984 romanındaki insanlardan farklı bir yaşam mı sürerlerdi? Sürekli mutlu olduğumuz zaman, mutsuz olmak nasıl bir şey hatırlamadığımız zaman mutlu anların ne anlamı kalırdı ki?

Hayatın Anlamını Aramak

Dinlerin, inançların tüm ideolojilerin temelinde bir anlam yaratma vardır. Dinler bu hayattan sonra ölümle birlikte yeni bir hayatın başlamasına inandırırlar. Günümüzde tüm kişisel gelişim kitapları, motivasyon konuşmaları hayatının anlamını bulman gerektiğini anlatır. Bu sayede ancak mutluluğa ve huzura erebileceğini söylerler. Yalnız burada da yukarıda anlattığım iki denklem ortaya çıkar. Eğer sonuç mutlak mutluluk olacaksa mutluluğun ne anlamı kalır; eğer bir hayalimizi, beklentimizi karşılayarak mutluluk ise sonuca ulaştıktan sonra ki boşluğumuzu nasıl doldururuz?

Bizim gibi memnuniyetsiz! Toplumların genel özelliği mutsuzluğa karşı tepkisizlik kazanmış olmasıdır. Daima şikayet edecek bir şey buluruz. Hayatın anlamı senin için çok zengin olmak ise gerçekten çok zengin olduğunda geriye ne anlam kalır bunu düşünmek lazım. Kısacası hayatının anlamını aramak da beklentilerimiz ile doğru orantılıdır ve bir kişisel gelişim klişesidir. Hayatının anlamını en sevdiğine yükleyip, sevdiğini kaybeden bir insanın yaşadığı buhrandan kurtulması yeni bir sevgi bulmasıyla son bulur. Ancak bu döngü sonsuz mutluluğu getirir mi?

Şimdiye kadar anlattıklarımın hepsi insanın kendini kandırmasından ibaret olan mutlu yaşamın sırrını bulduk savsatalarına dayanır. Peki, gerçekten mutlu yaşamın sırrı var mıdır?

Mutlu Yaşamın Sırrı: Kendini Bil!

Eski öğretiler mutlu yaşamın sırrı olarak kendini bilmek kavramını gösterirler. Budizmde ve şu an günümüzde popüler olan meditasyon tekniklerinde insanlar şu veya bu hazzı duyumsarken değil, tüm bunların geçici olduğunu anlayıp özümsediklerinde ve daha fazlasını istememeyi başardıklarında acı çekmekten özgüleşirler. Örneğin meditasyonda kendi vücudunuzu ve zihninizi yakından izleyerek duygularınızın kesintisiz olarak yükseldiğini ve alçaldığını görmeniz ve bunların peşinden koşmanın ne kadar anlamsız olduğunu fark etmeniz gerekir. Bu duyguların peşini bıraktığınızda zihniniz rahatlar, berraklaşır ve tatmin olur.

Kısacası sadece dışsal başarıların peşinden koşmayı bırakmak değil, duygularımızın peşinden koşmayı bırakmakta gereklidir. Yani mutlu yaşamın sırrı, kendinizle ilgili gerçeği bilmektir, gerçekten kim veya ne olduğunuzu anlamaktır. Bunu ‘ben şu an öfkeliyim ve bu öfkemi aşmalıyım’ diye düşünmeyin. Kendini bilmek, o anda öfkeli olduğunu fark edip gözlemlemek müdahale etmeden kendinin, duygularının, yaşadıklarının farkında olmak demektir.

Sonuç mutluluk, mutsuzluk, öfke ve tüm duygular geçicidir. Kimse sonsuza kadar mutlu veya mutsuz yaşayamaz. Önemli olan bize öğretilenin aksine bu duyguların peşini bırakmaktır. Anı yaşamak kavramı da buradan gelmektedir. Şu an tam bulunduğun yerde bu satırları okurken aklına gelen hiçbir düşüncenin ruhunu etkileyen hiçbir duygunun esiri olma. Bırak gelsinler ve gitsinler. Onlara müdahale etmeye çalışmak kendinin farkında olmanın engelidir. Sadece ve sadece kendini bil ve anda kal! Mutlu yaşamın sırrı budur!

Dipnot: Bu yazının esin kaynağı çok değerli bir yazarın yapıtı olarak bulduğum Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabı olmuştur. Yazı içerisindeki düşünceler Yuval Noah Harari’nin kaleminin benimki ile birleşmesi sonucunda oluşmuştur.