Masum Değiliz Hiçbirimiz

Kimse kimsenin hayatına karışmadan yaşasa daha mı güzel olurdu ki? Düşünsenize herkes kendi yolunda ilerliyor hiç kimsenin bir diğerine müdahalesi yok, yolda karşılaşıp selam verip yanından geçtiğimiz biri sadece herkes. O zaman iyilik ve kötülüğün de bir anlamı kalmazdı. En yakınımız bile herhangi biri olabilirdi. Zora düştüğünde yardım isteyeceğin bir insan olabilir miydi ya da “Doğru ve yanlışların ötesindeki gerçekleri görebilmek” yazımda anlattığım gibi artı veya eksileriyle bize yol gösterecek biri? Kısacası hayat biraz anlamsız, yavan, tatsız olurdu. Öyleyse anlaşmamız gereken bir konu var ki biz insanların birbirimize ihtiyacı var. Hem de tüm olumlu ve olumsuz yönlerimizle birlikte…

Bir bütünü oluşturan parçalar gibiysek hepimiz artık yanlışları sorgulamanın ötesine geçmiş olmamız gerekiyor. Başımıza gelen her olumsuz olaya kötü diye yaklaşmak sorgulamanın da gerisindedir. Ben niye yaşadım bunu diye sorgulamaya başlamak ise belki sonuca ulaşmada küçük bir adım olabilir ama yeterli değildir. Çünkü biliriz ki biz insanlar -birbirimizin hayatlarına müdahil olabilme yetkilerimizden dolayı- başka bir insanı suçlamakta en ustayızdır! “Bu insan bana kötülük yaptı, suçlu odur!” veya “Başıma gelen bu kötü olayın sebebi sensin!” demek ne kadar kolaydır değil mi?

Sevdiğim bir yakınım üzgün olduğum bir zamanda bana “Kimse suçlu olduğunu kabul etmek istemez.” demişti. Zamanla, kendimi ve karşımda tüm muhatap olduğum ya da olmak zorunda olduğum insanların davranışlarını anladıkça daha da hak vermeye başladım bu söze. Ben masum değildim! Kimse masum değildi! Yaşanan kötü bir olay varsa iki tarafı da etkiliyordu. Ben masum değildim çünkü karşımdaki insanın bana kötülük yapabilmesine izin vermiş, ona bu yetkiyi verebilecek kadar hayatıma dahil etmiştim. Üçüncü kişilerde masum değildi olayın gerçekleşmesine izin verdikleri için. En basit ve masumane örneği bu olabilir yaşadıklarımızın belki asıl suçlu biz de olabiliriz. Ama her durumda ben masumum diyip işin içinden sıyrılmaya çalışmak kolayımıza gitmemeli!

Karşımızdakine suçu yüklediğimiz her an aslında kendimize en büyük kötülüğü de yapmış oluruz. O insana kin ve nefret duymak bizi içten içe yıpratır. En kötüsü de bu nefret her zaman aramızda bir bağ olmasına neden olur. O insanı düşünmek, devamlı suçlamak hayatında her daim yer bulmasını sağlamaktır. Sevmediğin ot dibinde bitermiş sözünü çok duyarız değil mi? Nedeni ise o sevmediğin otla aranda bağ kurmuş olmandır. Kim bilir belki ona karşı tüm olumsuz duygularından arınsan karşına çıkmayacaktır bir daha. Arandaki görünmez bağları bir anda koparacaksındır. Bunun için en etkili çözüm masum olmadığını ve en önemlisi yaşananları affedebilmeyi sağlamaktır. Affetmek hem seni hafifletir hem de karşındakini. Sana kötülük yapan bir insanı başının üzerine koy demek değildir bu, hayatından tamamen çıkmasını sağlamış olmaktır.

Sanırım devamlı kendimiz dışında bir suçlu aramak ve nefretle yaşamak en başarılı olduğumuz konu millet olarak. Ülkemizin insanlarıyla Avrupalıları bu açıdan karşılaştırma şansını yakalamış olmama dayanarak bizim her şeyi aşırı taraftarca yapıyor olduğumuzu da anlamış bulundum. Bir taraf tutmak, bir görüşün düşüncenin olmasını gösterir konu hakkında ki bu iyi bir şeydir. Lakin körü körüne destekleyip devamlı kendinin doğruluğunu savunmak ise başlı başına bir kötülüktür! Kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür! Bunu en kolay futbolda görebiliriz. Aşırı taraftarlık zarardan başka neye yaramaktadır? En iyinin, en doğrunun kendi takımın olduğunu düşünmek..? En basitinden başka bir örnek ise siyaset değil midir? Neden ölümüne bir taraf tutma gayretindeyiz? Neden her konuda halklı olabileceğimizi düşünmekten vazgeçemiyoruz ya da karşımızdakinin de haklı olabilecek bir yanı olduğunu düşünmüyoruz. Kabul etmemiz gerekir ki biz aşırı taraftarlıktan gerçekliğimizi göremiyoruz.

İnternette sürekli takip ettiğim bir forum var ve cahil kimdir diye bir konu açılmış. Her kafadan bir ses çıkıyor. Şunu şöyle yapan insan cahildir! Eğitimsiz insan cahildir! Devamlı bir başkasına saldırı biçiminde yorumlar… Ama inanın kimse ben cahilim yazmamış! Ben senin düşüncene katılmıyorum o yüzden cahilim diyememiş. O yüzden ülkemizde siyasetle ilgili bir sorun olduğunda herkeste bir safına geçip karşıdakini kötüleme olayı sarıveriyor benliğini. Ne, neden, niçinin hiçbir önemi yok. Aslında haklının ya da gerçeğin de bir önemi yok. Önemli olan taraf tutmak ve kendini savunmak! Çünkü hiçbir zaman aynaya bakmaya cesaretimiz yok! Ya suç varsa bizde de? Eyvah! Olamaz çünkü biz mükemmeliz! Ve bizim tarafını tuttuğumuz her şey de mükemmel olmalı!

Her şeyi ben bilirim diye bir kavram var ve bir de ben bilirimciler.. Bununla ilgili bir kelime gördüm geçen “Herbokolog” Sanırım bu kelimeyi çokça kullanmalıyız. Kullanalım ki kişi herbokolog olmadığını anlasın! Hiç kimse her şeyi bilemez! Öyleyse bu kavganın, gürültünün de bir sonu gelmeli! Bu herbokologlara karşı da bir tavsiyem var sizlere! Bırakın istedikleri kadar konuşsunlar, bir zaman sonra dinleyeni olmadığını anlayınca susuyorlar.

Başa dönersek masum değiliz, olamayız. Hiçbir zaman en iyi en kötü de olamayız! En bilgili ya da en cahil de olamayız! O zaman her zaman karşımızdakini suçlamaktan ziyade kendimizi anlamak olmalı yolumuz. Belki o zaman gerçekliğimizi bulabiliriz…