HOMO DEUS GİRİŞ: Tanrı İnsan

21. yüzyıla kadar insanın gündeminde çoğunlukla kıtlık, salgın ve savaşlar yer almıştır. Nesiller boyunca çeşitli tanrılara, meleklere ve azizlere yakaran Homo Sapiens, sayılamayacak kadar çok alet, kurum ve sosyal yapı inşa etmiş olsa da insanlık yine de açlık, hastalık ve şiddet yüzünden kitleler halinde ölmeye devam etmiştir. Homo Deus kitabının yazarı Yuval Noah Hararinin bu düşüncelerine göre üçüncü bin yılın şafağında insanlık, inanması zor bir gerçekliğe uyanır.

Homo Deus

Kıtlık, savaşlar ve salgınlar yerini daha farklı meselelere bırakmıştır artık çünkü bu meseleleri dizginlemeyi başardığımız söylenebilir. Tam olarak çözüm üretemediğimiz aşikardır fakat geçen bilmem kaç bin yüzyıla göre dünya hiç bu kadar farklı olmamıştır. 21. yüzyılda birçok hastalığa çözüm üretilmiş ve üretilmeye devam edilmektedir, dünyada kıtlıktan ölenlerin sayısından daha çok obeziteden ölen insan vardır ve dünya en barışçıl dönemini yaşamaktadır.

Peki eğer kıtlık, salgın ve savaşları kontrol altına aldıysak, bundan sonra insanlığın gündemini ne belirleyecek? Yangının olmadığı bir dünya ve bu dünyada bir itfaiyeci olduğunuzu düşünün… İşte şimdi insanlık da 21. yüzyılda daha önce hiç duyulmamış bir soruyu kendine sormak zorunda. Bundan sonra neyle oyalanacağız?

Geçmişten Günümüze: Kıtlık, Salgın ve Savaşlar

Binlerce yıldır insanın en büyük düşmanı olan kıtlıkla başlayalım. Yakın zamana kadar birçok insan, yaşamını biyolojik yoksulluk sınırında, yetersiz beslenme ve açlık tehdidi altında sürdürüyordu. Antik Mısır’ı ya da ortaçağda Hindistan’ı vuran büyük kuraklıklarda nüfusun neredeyse yüzde 10’unun helak olması sık rastlanan bir durumdu.

Geçtiğimiz yüzyıldaki teknolojik, ekonomik ve siyasi gelişmeler, giderek güçlenen bir güvenlik ağı yaratmayı başarmış ve insan evladını biyolojik yoksunluk sınırı altında yaşamaktan kurtarmıştır. Dünyada artık doğal kıtlık kalmamıştır, eğer Sudan, Somali gibi bazı bölgelerde insanlar açlıktan ölüyorsa bu, bazı siyasetçiler böyle istediği için oluyor.

2014 itibariyle aşırı kilodan mustarip 2,1 milyara karşılık yetersiz beslenen insan sayısı 850 milyon. İnsan türünün yarısının 2030 yılında aşırı kilolu olması bekleniyor.

Richard Dobbs ve diğerleri (How the world could beter fight obesity)

Kıtlıktan sonra insanlığın ikinci en büyük düşmanı salgınlar ve bulaşıcı hastalıklardı. Antik Dönemde Atina’da ya da ortaçağ Floransa’sında yaşayanlar, hayatlarını her an hastalanıp bir sonraki hafta ölebileceklerini düşünerek ya da aniden patlak veren bir salgının tüm ailelerini yok edebileceklerini bilerek geçirirlerdi.

Kara Veba olarak bilinen meşhur salgın ortaçağda Avrasya’nın toplam nüfusunun dörtte birinden fazlasının canına mal olmuş, 75 ila 200 milyon arasında insan öldürmüştü. Halk ve yöneticiler ise böylesi büyük bir salgın karşısında ne yapacaklarını bilmeden eli kolu bağlı ölümü bekliyorlardı. Tek yapabildikleri toplu dualar ve ayinler düzenlemek oluyordu.

Günümüz tıbbı ise o kadar ilerledi ki çiçek aşısına bile gerek duymuyoruz artık. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1979’da insanlığın kazandığını ve çiçek hastalığının kökünün kazındığını ilan etti. Son birkaç yılda ortaya çıkan tehlikeli diye atfedilen SARS, kuş gribi, domuz gribi, Ebola gibi salgınlar bile çok az kurban verilerek önüne geçildi, atlatıldı.

Üçüncü iyi haber ise savaşların da sonu yakın. Geçmiş yüzyıllarda toprak kavgası, ekonomi, açlık, büyüme arzusu gibi pek çok etmenden bir devletin diğerine savaş ilan edip kapılarına dayanması oldukça olağan bir durumdu. Ancak bu orman kanunu tamamen ortadan kalkmış olmasa da 20. yüzyılın ikinci yarısında nihayet geçerliliğini yitirdi.

2012’de tüm dünyada ölen 56 milyon insandan yalnızca 620 bini ( 120 bin kadarı savaşlarda, 500 biniyse bireysel suçlarla) şiddet yüzünden hayatını kaybetti. Bunun yanında 800 bin kişi intihar ederken 1,5 milyonu da şeker hastalığından yitirdi yaşamını.

(Global Health Obsevatory Data Repository, 2012)

Görünen o ki artık şeker, baruttan daha tehlikeli. Ne var ki 1945’ten bu yana, insanlık bu savaş dürtüsüne karşı gelmeyi öğrendi. Soğuk savaş döneminde ortaya çıkan pek çok silah patlamadı. Artık atılmamış bombalar, fırlatılmamış füzelerle dolu bir dünyada yaşamaya alıştık.

Başarılarımızın azametini takdir ederken bir noktayı kaçırmamamız gerekiyor: Tarih boşluk kabul etmez. Kıtlık, salgın ve savaşlar azalıyorsa, insanlığın bunların yerini alacak başka gündemleri olacaktır. Peki, 21. yüzyılda gündemi hangi meseleler alacak?

Homo Deus: İnsanın Tanrılaşma Arzusu

Yuval Noah Harari’ye göre Homo Sapiens geride bıraktığı kıtlık, salgın ve savaşlar gündemlerinin yerini dolduracak yeni uğraşları buldu bile. İnsan aklı hemen hemen her zaman kanaat etmek yerine daha fazlasını arzuluyor. Her şeyin en iyisi, en güzeli, en işe yararı ve en havalısı olma yolunda atıyor adımlarını. Öyle ki bu durum onu 21. yüzyılda kendiyle tanrıcılık oynamasına yönlendiriyor.         

Tarih boyunca insanlar önüne geçilemeyen tek şeyin ölüm olduğunu kabul edip yaşamlarını sürdürdüler. Bir gün öleceğini bilerek yaşamak belki biraz kaygının yanı sıra sonu belli olanı kabullenmekti. Ancak günümüzde insanlık ölümsüzlüğe çare aramayı hızlandırdı. Tıbbın bu denli ilerlemiş olması ise doğal yoldan ölümün imkansız hale gelebileceğini gösteriyor. Yani ileride hastalıklardan ölmek imkansız hale gelecek. Ancak uzun yaşam için ise her türlü dış etkenden beladan uzak durmak, kaçınmak gerekecek. Biraz paranoya yaratmaz mı bu durum sizce de?

İnsanın ölümsüzlüğe soyunmasından sonra sırayı sonsuz mutlu olma arzusu alsa gerek. Bugüne kadar insanlık ne yaparsa yapsın sınırsız mutluluğa ulaşamamıştır. Buna kullandığı kimyasallar ve ilaçlar da dahildir. Geçici mutluluk ile zamanını dolduran insanoğlu mutluluğun etkisini uzun bir sürece yayamamıştır. Bir işte terfi almak belki bir süre mutluluk hormonlarınızı aktif edebilir. Ancak etkisi geçtiğinde ve hormonlarınız normale döndüğünde tekrar mutlu olmak için tekrar mı terfi almanız gerekecek?

Harari’ye göre ise tüm bunlar aslında evrimin bir hatası. Biyokimyasal sistemimiz nesiller boyunca mutluluğumuzu değil, sağ kalma ve üreme ihtimalimizi arttıracak şekilde evrildi. Homo sapiens daimi hazlar deneyimlemeye uyumlu olarak evrimleşmediğinden biyokimyamızı değiştirmemiz, zihin ve bedenlerimizi yeniden yaratmamız gerekecektir. Bu konudaki çalışmalar ise halihazırda sürmektedir zaten. Öyle ki insanoğlunun tanrılaşma arzusu yaratıcılığa kadar gidecektir.

Homo Deus

Homo Deus Nereye Doğru İlerliyor? Sonuç

Eğer 17. yüzyılda yaşıyor olsaydık Osmanlı devletinin gerilemekte olduğu gerçeğiyle yüzleşir ve çöküşüne çok yakın bir yılda diğer devletler tarafından işgale uğrayacağını çok rahat tahmin edebilirdik. Yani savaş ihtimali kaçınılmazdı. Dünya düzeninin değişeceği ise oldukça kolay öngörülebilirdi. Lakin yaşadığımız bu 21. yüzyılda sular bu kadar durgunken ve hiç olmadığımız kadar hızlı gelişmelerle karşılaşırken 20 yıl sonra ne olacağını öngörebilir miyiz?

Her gün başka bir teknolojik gelişme yaşanıyor, insanlık 2030 yılında dahi dünyanın nasıl bir yer olacağını tahmin edemiyor. Ülkeler ve siyasiler ufak bir kimyasal silahın dünyanın sonunu getirebileceğini bildiklerinden savaş kelimesinden olabildiğince kaçınıyor. Yani hiç olmadığımız kadar sakin bir o kadar da dolu bir dönemden geçiyoruz.

Akıllarda ki soru ise insan Tanrılaşma olma arzusunu yerine getirebilecek mi? Gelecekteki nesiller dış etkenler müdahale edene kadar 100-200 belki daha fazla yıl yaşabilecekler mi? Yaratılacak daimi mutluluk hissi fiziksel ve ruhsal ne gibi değişiklere sebep olacak?

Peki, biz o günleri görebilecek miyiz?