Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens Kitabı

Yuval Noah Harari’nin Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabı ilk basım tarihi olan 2015 yılından bu yana oldukça ses getiren bir yapıt olmuş durumda. Neden bu kadar çok yorum aldığı konusunda ilk başta popüler kültür dayatmalarının sonucu olarak düşünmüştüm. Kitabı okudukça aslında içeriğinin kanıtlanmış verilerle gerçekleri tokat gibi yüzümüze çarpmış olduğunu fark ettim.

Kitabın tamamını okuduktan sonra edindiğim bilgilerin doğruluğunu ispat eden yazarın paylaştığı referanslar dışında elimde herhangi bir kanıt yoktu. O sebeple yazarın ortaya attığı savların ve gösterdiği referans çalışmaların doğruluğuna güvenerek bu yazıyı sizinle paylaşıyorum. Septisizm genel felsefem olsa da bilimsel çalışmalara olan merakım sugötürmez bir gerçek. O nedenle burada Havyalardan Tanrılara: Sapiens kitabında altığını çizdiğim konuların kısa bir özetini aktaracağım.

Başlamadan kısa bir not: Kitabın çok değerli bir bilimsel veri olduğunu inkar edemem. Ancak bu, yazarının her argümanına katıldığım ve desteklediğim sonucunu da göstermez. Örneğin dinler ve inançların insanların ürettiği hayali düşünceler olduğunu belirtmesi bunun bir kanıtlanmış veri olduğunu göstermez. Bu nedenle burada paylaşacağım tüm içerikler tamamen benim düşüncelerimden bağımsız Harari’nin kaleminden yansıyanlardır. Kendi düşüncelerimi ayriyeten belirtiyor olacağım.

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens Kitabı Bölümleri

Yazar kitabının içeriğini bize aktarırken konu başlıklarının öneminden ziyade tarihsel bir sıra izlemiş. İnsanoğlunun ilk tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar olan süreci elde ettiği veriler ışığında kendi görüş ve örneklerine yer vererek anlatmış. Bölümlere ve alt başlıklara ayrılmış kitapların daha rahat okunulabilir ve anlaşılabilir olduğuna hepimiz hem fikirizdir. Yuval Noah Harari de her yetişkinin kavramları ve içeriği anlaması bakımından ne kadar kolaylaştırabilirim diye düşünmüş olmalı ki kitabı dört bölüme ayırmış.

  1. Bilişsel Devrim
  2. Tarım Devrimi
  3. İnsanoğlunun Birleşmesi
  4. Bilimsel Devrim

Bölümlerde neler anlatılış inceleyelim.

1. Bilişsel Devrim

İnsanların ilk olarak 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika’da, “Güney Maymunu” anlamına gelen Australopithecus adı verilen bir maymun cinsinden evrimleştiği bilgisi ile başlıyor Harari. İnsan kelimesi ise gerçekte “Homo cinsine mensup bir hayvan” anlamına gelir ve eskiden bu cinste Homo sapiens dışında pek çok tür mevcuttur. Homo insan olarak tanımlanırken sapiens ise zeki olarak tanımlanmaktadır. 100 bin yıl önce ise dünyada en az altı değişik insan türü bulunmaktadır.

İlkel atalarımızın iskeletleri milyonlarca yıl boyunca dört ayağı üstünde yürüyen ve görece küçük kafası olan bir canlıdan evrilmiştir. Zamanla ise iki ayak üzerinde dik pozisyona geçenler için pek çok rahatsızlık söz konusu olmuştur. Örneğin dik duruş, kadınlar için daha dar kalçalar ve doğum kanalının daralması demekti. Bu nedenle insanlar giderek daha erken doğar hale geldiler. Tüm bu evrimlere daha kolay adapte olarak diğer türlerine fark attılar ve bu sayede piramidin en tepesine o kadar hızlı çıktılar ki ekosistemin gerekli ayarlamayı yapacak vakti olmadı. Ve insan, bu çok hızlı gerçekleşen sıçramadan dolayı tehlikeli bir canlıya dönüşüverdi. Ateşin bulunması ile birlikte de önüne geçilemez bir güce sahip oldu.

İnsanların kendisine faydalı olmayan yüksek kalorili yiyecekleri bugün aşırı tüketmesi ve obezite hastalığına yakalanması da bilişsel devrim zamanından kalma genlerine işlenmiş bir alışkanlıktır. Çünkü geçmişte olgun meyveleri daha zor bulan insanların bunları tüketmesi için diğer canlılardan hızlı davranması gerekiyordu ve bu nedenle olabildiğince çok yemeye çalışıyorlardı.

“Bugün çok katlı apartmanlarda ağzına kadar dolu buzdolaplarıyla yaşıyor olabiliriz, ama DNA’mız hala savanda yaşadığımızı zannediyor.”

İnsanoğlu bu denli hızlı ilerlemesinin güç ve ihtişamına kapılarak çok kısa bir sürede en çok bitki ve hayvan çeşidini ortadan kaldırma rekoruna sahip oldu. Öyle ki bilişsel devrim zamanında da kötülük ve insanın galip gelme dürtüsü hep vardı. Göçebe yaşamdan dolayı yavaş ilerleyen çocuklarını öldürerek toprağa gömmeleri de bunun bir örneğidir. Diğer hayvanların etinden, sütünden, derisinden faydalanabileceğini keşfetmesi de kısa sürmüştür. Bu nedenle Harari’ye göre biyoloji tarihindeki en ölümcül türdür insanoğlu.

“Ne kadar çok türü ortadan kaldırmış olduğumuzu bilseydik, hala hayatta olanları korumak için daha istekli olurduk.”

2. Tarım Devrimi

Tarıma geçiş MÖ 9500-8500 yıllarında güneydoğu Türkiye, batı İran ve Levant bölgesinin tepelik arazisinde, düşük bir hızda ve sınırlı bir coğrafi alanda başladı. Ancak Harari’ye göre tarım devrimi insanlığın elindeki toplam gıda miktarını arttırmasına rağmen daha iyi bir beslenme veya daha çok keyifli zaman yaratmadı. Daha ziyade nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı. Ayrıca daha çok sayıda insanı daha kötü koşullar altında da olsa hayatta tuttu. Bu nedenle Tarım Devrimi tarihin en büyük aldatmacısıdır.

Tarım Devrimi sayesinde insanlar saraylar, kaleler, anıtlar ve tapınaklar inşa ettiler. Geç modern çağa kadar insanların yüzde 90’ından fazlası, her sabah erken kalkıp ter içinde kalana dek çalışan köylüler olarak yaşıyorlardı. Ürettikleri fazladan gıda, tarih kitaplarını dolduran küçük bir seçkin azınlığı doyuruyordu: krallar, bürokratlar, askerler, rahipler, sanatçılar ve filozoflar.

“Tarih çok az insanın “yaptığı”, geri kalanların da tarla sürdüğü veya su kovaları taşıdığı bir şeydir.”

Tüm bunların yanında Tarım Devrimi yeni bir hayali düzen inşa edilmesinin temelini oluşturmuştur. Hammurabi Kanunları, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi gibi insan hakları yazılı belgeleri hayali kurgu ve mitlerdir. Eğer insanlar, insan haklarının sadece hayallerinde yaşadığını fark ederse toplumumuzun çökme ihtimali ortaya çıkmaz mı?

“Tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkarıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür.”

Voltaire

Erkek ve kadın arasındaki ilişkiye ve toplumlardaki algılara da değinen Harari çoğu düşüncenin insanlar tarafından kültür başlığı altında belirlendiğini ve biyolojik gerçeklik taşımadığını anlatmıştır. Peki, neyi biyolojinin belirlediğini, neyin insanlar tarafından biyolojik mitler kullanılarak haklı çıkarılmaya çalışıldığını nasıl bilebiliriz?  Bunu anlamak için önemli kurallardan biri, “Biyoloji izin verir, kültür engeller.” kuralıdır. Yani mümkün olan şey, tanım gereği doğaldır.

“Kulağınızda bir sivrisinek vızıldadığında, lütfen onu doğal olmayan davranışı için ayıplayın. Eğer edepli olsaydı, Tanrı’nın ona verdiğiyle yetinir ve kanatlarını sadece güneş paneli olarak kullanırdı.”

Bu çarpıcı değişimler toplumsal cinsiyet tarihini oldukça ilginç kılmaktadır. Eğer ataerkil sistem biyolojik olgular yerine temelsiz mitler üzerine kuruluysa bu sistemin istikrarını ve evrenselliğini nasıl açıklayabiliriz?

3. İnsanoğlunun Birleşmesi

Dünya üzerinde yaşayan tüm insanların birleşmesine ne neden olmuştu?

Milattan önceki bin yıl, üç ayrı evrensel düzenin ortaya çıkışına sahne oldu. Bu düzenlerin takipçileri, tarihte ilk defa tüm dünyanın ve tüm insan ırkının tek bir sistemle yönetilen tek bir dünya olduğunu hayal edebiliyordu. Herkes, en azından potansiyel olarak “biz”di, artık “onlar” yoktu. İlk evrensel düzen ekonomi üzerinden yükseldi: parasal düzen. İkinci evrensel düzen siyasiydi: imparatorluklar düzeni. Üçüncü evrensel düzen ise diniydi: Budizm, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerin evrensel düzeni.

“Aynı tanrıya inanmayan veya aynı krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyorlar.”

Parasal düzen ile ilgili Harari’nin anlattıklarını ve kendi düşüncelerimi yazdığım Paranın Gücü: İlk İnsan Para Kullanmaya Nasıl İkna Edildi? Yazımda konu içeriğini ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.

İmparatorluklar bölümünde her ülkenin tarihine göre uyarlanmış içerikler sunan Harari, Osmanlı devletinden bu bölümde bahsetmeyerek beni şaşırtmıştır. Örneğin Roma vb. devletlerin imparatorluk olma yolunda kötü yönlerini, acımasızlıklarını anlatırken Osmanlı’nın adı dahi geçmemektedir. Nedeni olarak ise benim çıkarımım, Türk okuyucularını rahatsız etmemek ve anlattıklarının inandırıcılığını düşürmemektedir. Biz tarih derslerimizde Osmanlının hoşgörülü bir devlet olduğunu öğrensekte fetihler yapan bir devletin kurtlar sofrasında ayakta kalmak için ne kadar hoşgörülü ve iyi niyetli tavır sergilediği tartışılır. Hele ki bir İsrailli bir tarihçinin bunu örnek vermesi toplumumuz için yanlı bir davranış olarak gösterilebilir.

Dinler konusunda da hayali mitler olduğunu düşünen Harari bilim insanlarının, ruh diye bir şey bulamadığını ve insan davranışının hormonlar, genler, ve sinapslar tarafından yönlendirildiğini, iradenin o kadar etkili olmadığını kanıt olarak göstermiştir.

4. Bilimsel Devrim

Üretim ve tüketim çılgınlığının üstüne basarak giriş yapan yazar, 1500 yılında dünyada 500 milyon olan insanlar günde 13 trilyon kalori enerji tüketirken, 7 milyarlık nüfusa sahip bugünkü dünyada enerji tüketimi günde 1500 kalori olduğunu belirtmiştir. Yani insan nüfusu 14 kat artmasına karşın, üretim 240, enerji tüketimiyse 115 kat artmış durumdadır.

Çağımızda bilimsel araştırmaların ve gelişmelerin hiç olmadığı kadar ilerlediğini belirtirken ortaya çıkan icatların ve değişimlerin sonuçları konusunda da tahminlerde bulunmuştur. Örneğin, genetik mühendisleri yakın zamanda bir tür kurtçuğun yaşam süresini uzatmışlardır. 2050 yılı itibariyle de bazı insanların ölümsüz yani yaşlanmaz olacağının habercisidir bu gelişme.

Peki, bu tür teknolojik ve bilimsel gelişmelerin temeli neden Avrupa’da atılmıştı? Harari’ye göre Avrupalılar belirli bir teknolojik üstünlükleri olmadığı sıralarda bile bilimsel ve kapitalist zihniyetle düşünmeye ve davranmaya alışmışlardı. Bununla ilgili de anlamlı bir Kızılderili hikayesi paylaşır Harari:

20 Temmuz 1969’da Neil Armstrong ve Buzz Aldrin, Ay’ın yüzeyine indiler, Apollo 11 astronotları bu seyahatten önceki aylarda ABD’nin batısında Ay’a benzeyen ıssız bir çölde eğitim gördüler. Bu alan pek çok Kızılderili topluluğuna ev sahipliği yapıyordu; bir yerliyle astronotlar arasında geçen bir diyaloğa dair şöyle bir hikaye vardır:

Bir gün eğitim esnasında astronotlar yaşlı bir Kızılderiliyle karşılaşır. Adam orada ne yaptıklarını sorar. Astronotlar kısa süre içinde Ay’a yapılacak bir araştırma seyahatinin parçası olduklarını söylerler. Yaşlı adam bunu duyunca bir an sessiz kalır, sonra astronotlardan kendisine bir iyilik yapmalarını ister.

Astronotlar “Ne istiyorsunuz?” diye sorar.

Yaşlı adam, “Kabilemdeki insanlar Ay’da kutsal ruhların yaşadığına inanır. Onlara halkımdan önemli bir mesaj iletmenizi isteyecektim.”

Astronotlar “Mesaj nedir?” diye sorar.

Adam kendi dilinde bir şeyler mırıldanır, sonra da astronotlara bunu ezberleyene kadar tekrar etmelerini söyler.

Astronotlar “Bu ne demek?” diye sorar.

“Bunu size söyleyemem. Sadece bizim kabilemizle Ay ruhlarının bilebileceği bir sır,” der.

Üsse geri döndüklerinde astronotlar uzun uğraşlardan sonra yerel dili konuşabilen birini bulurlar ve ondan mesajı tercüme etmelerini isterler. Ezberledikleri şeyi söyleyince çevirmen kahkahalarla gülmeye başlar. Nihayet sakinleşince, astronotların o kadar dikkatle ezberlediği sözlerin, “Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın. Topraklarınızı çalmaya geldiler,” olduğunu söyler.”

Avrupa’nın neden bilimsel gelişmelerde ilerlediğini açıklarken İslam dünyası ve Asyalıların da neden geri kaldığını açıklamıştır. İskoçya ve Danimarka gibi küçük Avrupa krallıkları bile Amerika’ya keşif ve fetih seferleri düzenlerken, İslam dünyasından, Hindistan’dan ya da Çin’den Amerika’ya ne keşif ne de fetih için hiçbir sefer yapılmadı. Tüm bunlar olurken de Osmanlılar’ın ve Çinliler’in teknolojik ve ekonomik imkana sahip olmadıklarını söyleyemeyiz.

Bu bölümde ayrıca mutlu yaşamın sırrının ne olduğundan birey olmak aldatmacasına kadar değinen Yuval Noah Harari, son olarak insanoğlunun 70 bin yıl içinde geçirdiği büyük değişimle ilgili kısa bir sonsöz eklemiştir. Bir maymun türünden gelen hayvanlar olan insan topluluğunun günümüzde kendini tüm bu gelişmelerle nasıl Tanrı ilan ettiğini özetlemiş şu sözle de kitabı bitirmiştir.

“ Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?”

410 sayfalık kitabın yarısı kadarını ilk üç bölüme ayıran Harari kalan son bölüm için ise diğer yarısını ayırmıştır. Bilimsel devrimi kaplayan zaman her ne kadar diğerlerine göre daha kısa bir süreyi içerse de gerçekleşen değişimler diğerlerindeki değişimlere eşittir hatta çoktur tezini desteklemiş Harari böylece.

Yuval Noah Harari Kimdir?

Yuval Harari, 1976 yılında İsrail’de doğdu.

Üniversite mezuniyetinden sonra 2002 yılında Oxford’da doktora yapan Harari, şu anda Kudüs Hebrew Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Harari Dünya Tarihi, Ortaçağ Tarihi ve Askeri Tarih konularında uzmanlaşmıştır.

Güncel araştırması makro-tarihsel sorular üzerinde yoğunlaşmaktadır: Tarih ve biyoloji arasındaki ilişki nedir? Homo sapiens ve diğer hayvanlar arasındaki temel fark nedir? Tarihte adalet var mı? Tarihin bir yönü var mı? Tarih ilerledikçe insanlar mutlu oldu mu?

Bazı çalışmaları kitap olarak yayımlanan Harari’nin ülkemizde de gündeme gelmesini sağlayan Homo Deus: Yarının Kısa Tarihi ve Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara isimli kitaplarıdır.

Yuval Noah Harari Hayatı Kaynak: TimeTürk