Green Book (Yeşil Rehber) Filmi Eleştirisi

Ödül alan bir filmi izlemeye olan direncim hiçbir şey ile ölçülemez. Nedenini sormayın, ben de bilmiyorum. Lakin tahminlerim ödül alan şeyler sıkıcıdır yönünde. Nasıl bir genelleme bu diye de sormayın, genel toplum algısı da böyle değil mi? Bahsettiğim şu an Oscar ödülleri, haliyle konumuz Oscar alan Green Book (Yeşil Rehber) filmi olunca.

Oscar son bir iki yıla kadar sanat yönü ağır basan ve tam not alan filmlere veriliyordu. Lakin son bir iki Oscar alan film, izlediğim üzere daha topluma yönelik, güncel konular üzerine mesaj vermeye odaklı filmler. Öyleyse sanat toplum içindir anlayışı geri dönüyor Oscar ödüllerinde, diyebilir miyiz? Yaptığı en bol aktivite film-dizi izlemek olan bir insan gözüyle eleştiri yaparım. Sanat için yapılan filmlerden çok anlamam açıkçası. Dolayısı ile eleştirmek beni aşar. O nedenle Green Book (Yeşil Rehber) filminin de toplum için olan yönünü yorumlamaya ve kendi gözümden anlatmaya çalışacağım. Kendimi müthiş iyi hissettiren ve film bittiğinde yüzümde kocaman bir gülümseme ve mutlu, yaşlı gözler bırakan Green Book filminin konusu ile başlıyorum.

Green Book (Yeşil Rehber) Filmi Konusu

Film 60’lı yılların başında ABD’de geçiyor. Afro Amerikalı, ünlü caz piyanisti Don Shirley ABD’nin güneyine doğru sekiz haftalık bir turne düzenleyecektir. Dönemin ABD’sinde siyahilerin rahatsız edilmeden gezip, konaklayabilecekleri rotaları çizen ‘The Green Book’ isimli kitabın rehber edildiği yolculukta Dr. Don Shirley’e bir şoför ve koruma gerekmektedir. Bu sırada da İtalyan kökenli bir beyaz olan Tony Lip veya diğer adıyla Frank Vallelonga, çalıştığı bar tadilat yüzünden kapanınca evi çekip çevirmek için geçici bir iş bulma telaşına girer. Filmin başında aslında kendinin de bir ırkçı olduğunu gördüğümüz Tony Lip adlı bar fedaisi bir süredir işsiz olması nedeni ile Dr. Don Shirley’nin iş teklifini kabul eder ve Böylece New York’tan Alabama’ya uzanan yolculuk başlar. Birbirine taban tabana zıt karakterlere sahip bu iki kişi ile birlikte biz de bu yolculuklarında onlara keyifle eşlik ederiz.

Green Book (Yeşil Rehber) Filmi Yorumlarım

Filmin ismi o dönemde moda olan bir turistik rehberden geliyor: 10 sayfalık bir broşür olan “The Negro Motorist Green Book” (Zenci Sürücünün Yeşil Rehberi), 1962’nin ABD’sinde ırkçılığın yasalarla yasaklanmış olmasına rağmen insanlar arasında hâlâ yaygın olduğu dönemlerde, siyahi gezginlere hizmet veren restoran, bar ve mola yerlerinin listesiydi. Film ilerledikçe o kitabın aslında bütün konuyu özet olarak bize sunduğu anlaşılıyor.

Filmin konusu ise senaristlerinden biri olan Nick Vallelonga’nın babasının gerçek yaşam öyküsüne dayanıyor. Bu detayı filmin sonuna kadar ben de bilmiyordum. Senaristler arasında Vallelonga soyadını görmek biraz şaşırttı.

Filmin genel işleyişinde karakterlerimiz her ne kadar bir yolculuk içinde olsalar da asıl ilgi çekici kısım diyaloglar oluyor. Film boyunca birbirine her yönüyle zır olan iki yabancı karakter, birbirlerini sanki her konuda eğitiyorlar. Shirley, Tony’nin inanılmaz kabalığını törpülemeye çalışıyor. Hatta karısına yazdığı mektupları zarif birer aşk mektubuna dönüştürüyor. Tony ise doktorda olmayan pek çok hayat bilgisini ona davranışları ve tepkileri ile öğretiyor.

“Dünya ilk adımı karşıdan bekleyen yalnız insanlarla dolu.”

Tony Lip Vallelonga

Klişeler Her Zaman Tutar

Shirley ile çalışmanın da herkesin harcı olmadığını açıkça film boyunca görüyoruz. Shirley, oldukça zor bir adam. Sahneye sadece en iyi piyano olan Steinway ile çıkar, her işi planlı, programlı ve kurallıdır. Her şeyinin tam ve mükemmel olmasını ister. Belli bir düzeni vardır ve onu bozamaz. Büyük bir titizlikle ve sorumluluk bilinciyle çalışır. Duyguların ikinci planda olduğu mantık odaklı yaşar. Kısacası piyanist ve sanatçı olmanın verdiği tüm özellikler kendinde vardır. Naifliği ve kibarlığına da eklemeyi unutmayalım. Tony ise Shirley’nin tam tersi, asabi, üçkağıtçı, sorumsuz, düzensiz, ailesine çok bağlı bir adamdır. Kısacası her iki karakter de klişeler üzerine oluşturulmuş, olması gerekenden ne eksik ne fazla özelliklere sahiptirler.

Filmdeki tek klişe ise oyuncularımızın karakterleri değil tüm olaylar, diyaloglar ve filmin sonu bile tam bir Amerikan film klişesidir. Reklamcılık ile uğraşanlar bilirler genel bir kural vardır: “Seks her zaman satar”;  Amerikan filmlerinde de buna benzer bir kural vardır: “Klişeler her zaman tutar.” Sözün özü klişeler üzerine kurulu bir film Green Book.

“Yeterince beyaz değilsem, yeterince zenci değilsem, yeterince erkek değilsem, söylesene Tony, neyim ben?”

Dr. Don Shirley

Shirley’nin müziğini dinlemek için para ödeyen insanların derisinin rengi yüzünden onunla aynı salonda yemek yememesi, aynı tuvaleti kullanmaması karşısında onun kendini bir çeşit koruma yöntemi geliştirmesine şaşırmıyoruz. Bu yöntem, ne kadar yalnız olsa da ve hatta aile ilişkilerini bu sebeple yürütemese de, kibirden ördüğü bir duvar. Maruz kaldığı tüm kötü muameleye karşı inatla Güney bölgelerinde çalarak mücadele etmeyi sürdürüyor. Üstelik o kadar kibar bir insan ki otelin hamamında beyaz bir gençle basılıp dayak yerken bile bu zarifliğini bozmuyor. Çünkü bunun için de kendince geçerli bir nedeni var:

“Şiddetle kazanamazsın. Sadece haysiyetini korursan başarabilirsin.”

Dr. Don Shirley

Etkileyici Film Sahneleri

Yolculuk sırasında birbirini tanımaya hatta anlamaya başlayan ikilimizin yakınlaşmasında Shirley’nin müziğe olan aşkı ve piyano sahneleri de büyük etkili oluyor. Tony, klasik müzikten anlamasa da onu piyano çalarken izlediği ilk sahnede yeteneğine hayran kalıyor. Ayrıca onun kendisi gibi basit biriyle karşılaştırılamayacak kadar kibar, kültürlü, akıllı olduğunun zaten farkında. Aralarındaki ilişkiyi dengeleyen Shirley’nin  naifliği ve kırılganlığı oluyor. İşinin bir parçası olan onu korumak Tony için bir süre sonra fiziksel korumadan ziyade bir abi veya kardeş gibi kollamaya, destek çıkmaya dönüşüyor.

“Annem olsa, senin gibi aptallara hep şunu söylerdi: Şiddet ile kazanamazsın Tony. Sadece asaletini koruduğun zaman kazanırsın. Asalet ise her zaman üstün gelir. Ve bu akşam sayende üstün gelemedik.”

Dr. Don Shirley

Filmde ki beni etkileyen yine klişe sahnelerden biri otomobilin bozulduğu ve kırsalda yolda kaldıkları sahne oluyor. Tarlada çalışan zenci işçiler Shirley’e öylece bakakalırlar. Sonrasında Tony, Shirley’nin kapısını açar ve otomobili sürmek için ön koltuğa oturur. Hiç bir konuşma yoktur bu sahnede, gerek de yoktur. Dakikalar süren bu sahnede bize zaten her şey anlatılmıştır.

Ayrıca keyif aldığım bir sahne de tavuk yeme sahneleri. Doktorun nasıl tutuluyor bu demesine ağlayalım mı gülelim mi bilemedim. Ancak Tony’nin yaptığı her şeyden, yaşadığı her andan zevk alması, üstelik ne kadar zor durumda da olsa çözüm odaklı olup, bir yol bulması Doktorun ondan edindiği en büyük ders oluyor.

“Babamın söylediği gibi, ne yapıyorsan tam yap. Çalışıyorsan cidden çok çalış. Gülüyorsan sahiden gül. Yemek yediğin zaman ise son yemeğinmiş gibi ye.”

Tony Lip Vallelonga

Shirley’e göre hayatta bazı fırsatlar vardır ve bu fırsatlar insanın karşısına çok az çıkar. Bunları iyi değerlendirmek gerekir. İlk piyano konseri sahnesinden Tony’nin bahis oyununa katılması üzerine Shirley ona “İçeride veya dışarıda olmak için onların şansları yoktu ama senin vardı!” diyor. Lakin anlamadığı şey ise Tony bahsi para kazanmak için değil eğlence için oynuyor. Tony’e göre de hayatı kaçıran Shirley oluyor. Taş çalma sahnesi de bunun diğer bir örneği olabilir.

“O kadar zeki olmak hiç eğlenceli değil.”

Tony Lip Vallelonga

Green Book Filmi Oyunculukları

Filmin başarısındaki en önemli etkenlerin, başrollerde yer alan oyuncular olduğunu söylemeden geçmeyelim. Ben bu oyuncuyu nereden tanıyorum diye kendimi film bitene kadar yiyip bitirdiğim Viggo ile başlayalım. Viggo Mortensen, mükemmel oyunculuğu ile benim favori filmim Yüzüklerin Efendisinde Aragorn karakterini canlandırdığı konusunda hiç renk vermiyor. Yüzüklerin Efendisi filmi ile kariyerine zirveden başlayan Viggo, İtalyan aksanlı bozuk İngilizcesi ile her seferinde fiziksel şiddete başvuran, haliyle başı beladan kurtulmayan ve kısa sürede izleyenler ile bağ kuran sempatik bir karakter olarak çıkıyor karşımıza.

Öte yandan Mahershala Ali’nin, karizması sayesinde, canlandırdığı entelektüel siyahi karakter için pek fazla efor sarf etmediği aşikar. Bu durum, kendisinin bu rol için mükemmel bir seçim olduğunun göstergesi. Ayrıca Ali’nin filmdeki kostümlerine hayran kalmamak elde değil.

“Deha olmak yeterli değil, insanların kalplerini değşitirmek cesaret ister.”

İzlemeli miyim?

Eğer sıcacık ve dolu dolu bir aile filmi seyretmek istiyorsanız kesinlikle izlemelisiniz. Üstelik bu filmin Oscar aldığını tekrar hatırlatalım. İzlerken diyalogların derinliklerini ve verdiği insani mesajları da atlamayalım. Çünkü sadece Afro Amerikalıların dışlanmışlığına vurgu yapmıyorlar, dünya üzerinde ötekileştirilmiş her canlının eşit olduğunu vurgulamaya çalışıyorlar. Film sona erdiğinde kocaman bir gülümseme ile kalmanız dileğiyle…

Keyifli Seyirler…