Doğrunun ve Yanlışın Ötesindeki Gerçekleri Görebilmek

Bu yazıya tam bu başlıkla başladım: “Doğrunun ve Yanlışın Ötesindeki Gerçekleri Görebilmek” Aynen öyle. İnsan hayatı boyunca pek çok yanlış yapar. Belki bilerek, belki bilmeyerek… Her zaman yanlışların ne olduğundan, nasıl olduğundan çok bize ne kattığını görmemiz gerektiği söylenir. Ben daha geniş açıdan bakıyorum bir süredir. Ya yanlış diye bir şey yoksa? Doğru, yanlış; iyi, kötü zıtlıkların üzerine kurulmuş dünya zırvalıklarının dışındaysa yaşadığımız her şey.

Bir zamanlar (daha çocukken, gençken, artık siz nasıl derseniz:)) ‘yanlışlarımdan’ ibarettim. O zamanki yanlışlarım şimdi ki doğrularım oldu. Çünkü hepsi birer tecrübeye dönüştü. Peki, şimdi hangisine inanmalıyım? Beni ileriye götüren yanlışlarımın doğruluğuna mı? Hayır, gerçeklere inanmayı seçiyorum ben. Tüm doğruların ve yanlışların dışından bakıp aslında gerçek olanı görebilmek…

İşi karmaşıklaştırmadan sade bir anlatımla devam edersem herkes ‘yanlış’ yapar hayatında. Peki kime göre, neye göre? Başkalarına yaptığımız kötülükler kendimizi geliştirmede ve kötülüğün yanlış bir şey olduğunu fark etmemizde bir yol gösterici değil midir? En azından bir daha yapmamamız gerektiğini fark ederiz. (Aynı ikinci kötülük bir yanlış değil bir tercihtir!) Evet, kendim için doğru olanı yaptığıma çıkabilir bu yargı. Peki ya karşımızda ki için de aslında iyilik yaptığımı söylersem! Bu da mümkün. Belki yaptığımız yanlış karşımızdaki kişinin dönüm noktası oldu ve kendi gerçekliğini buldu. Yani aslında yaşadığımız her an, yaptığımız her yanlış ya da her doğru bizi kendimizin gerçekliğine götürüyor.

Bir insana kırgın olabilirsiniz size yaptığı yanlışlardan dolayı. O kişinin pişman olması durumu değiştirmeyebilir. Ya haklı sebepleri? Onun açısından baktığınızda aslında kendine göre doğru olanı yapmışsa? Doğruyu tartışmak yerine neden kazandığımız artılara odaklanmıyoruz? Bir gün tüm kırgınlığımız geçtiğinde elimizde kalan tüm artılar bizim gerçekliğimizi oluşturacak. Belki bize insanlarla aramızdaki mesafenin ölçüsünü öğretti ya da kimsenin mükemmel olmadığı sonucuna ulaştık. Her ne olursa olsun yaşadığımız her doğru ve yanlışın altında gerçekliği yatar.

Zamanla empati kurmak daha doğrusu empati kurmayı öğrenmek en büyük artımız olur. Çünkü karşımızdaki insanın davranışlarının altında yatan sebeplerini görmeye başlarız. O giden eski sevgilisine ağlarken ileride başka biri ile daha sağlıklı ve öncekinden daha mutlu bir ilişki kuracağını biz çoktan görmüş oluruz. Burada yanlış olan ya da kötü olan eski sevgilinin terk etmesi değildir ki aslında en büyük iyiliği o yapmıştır bize ve gerçeğimizi bulmamızı sağlamıştır.

Diğer bir artı kendimizin değerinin farkına varmak olur. Hep bir şeyler, birileri vardır hayatımızda o olmazsa olmaz dediğimiz. Gerçekten öyle mi? Yani işte çalışırken kazandığın paranın yarısı olmasa yaşayamaz mısın? Yaşarsın. O çok değer verdiğin arkadaşın seni bir başkasına tercih etmiş olsa yaşayamaz mısın? Yine yaşarsın. Yaşarsın ama nasıl yaşarsın? İşte bu da senin elinde. Mutlu olmayı seçmekte mutsuz olmayı seçmekte senin elinde. Kazandığın tüm artılar (yanlışlar belki de doğrular) sana kendinin ne kadar değerli olduğunu gösterdiği an mutluluğu çoktan hak etmiş olursun.

Mükemmel diye bir şey olmadığını fark edersin. Mükemmelliğin sadece kafamızda yaratmış olduğumuz köşeli parantezden ibaret olduğunu anlarsın. O parantezi aşınca aslında insanın ne kadar kusurlu yaratıldığını anlarsın ki her yanı kusursuz olan bu doğal düzenin içinde tek kusurlu varlığın kendin olması da bir anlam yükler hayatına. Bundan sonrası mükemmeli aramaktan ziyade kendi gerçekliğini arayıp bulmakla geçer.

Öyle ki insanın en büyük gerçekliğinin kendisi olduğunu anlamasıdır hayat. Üstelik tüm doğruları ve yanlışları ile bir bütün olduğunu anlamasıdır. Kendisinin bu yolda ne ilk ne de son olduğunu anlamasıdır. Sahip olduğu hayatı tüm ‘eksileriyle ve artılarıyla’ kucaklaması aslında hepsinin birer tecrübe olduğunu fark etmesidir. İşte o yüzden çevrendeki insanları, başına gelen olayları sorgulamanın ötesine geçme vakti. Bu yanlışı ben hak ettim mi ya da ben mükemmel olmalıyım demenin de ötesine geçme vakti. Kendi gerçekliğini bulmak, doğru ve yanlışların ötesindeyse herkesin gerçekliğini bulmasını dilemenin vakti!