Bütün, Parçaların Toplamından Daha Fazlasıdır

Oturduğunuz evin bir anda yakılıp kül olması sizin için eminim acı bir sürpriz olurdu. Kül olmasının nedeni mutfakta çıkan ufak bir yangınla başlamış olduğunu varsayalım. Eviniz, içinde bulunan tüm eşyalarınız ile ortadan kayboluyor. Önemli olan ise sonucuna baktığımızda acımızın temel nedeni içinde bulunan eşyaların yok olması değildir. Eve yüklenen anlamın değerini kaybetmesidir. Sahip olduğun seni olumsuz dış etkenlerden koruyan ve anılarının vs. olduğu ‘bir şeyin’ yok olması eylemidir kötü olan.

Ev bizim için sadece dört duvar değildir o halde. Benim için eşyalardan öte ona yüklediğim anlam güvenli olması ve anılarımdı. Yani eğer parçalar birleştiğinde ortaya bütün bir parça bir de anlam çıkıyorsa, toplamından da fazla olacaktır bütünün anlamı.

Gestalt kuramı da tam olarak bize bunu anlatmaya çalışır.  “Bütün, parçaların toplamından daha fazla bir şeydir.”  Bütün, bağımsız bir varoluşa sahiptir.

Her parçanın farklı bir anlam ifade etmesi ve bu parçaların birleşmesiyle onlardan tamamen bağımsız yeni bir parçanın ortaya çıkması olarak açılanabilir bu kuram. Tek kelimeyle açıklamak gerekirse, Gestalt Teoremi “bütünlülük” demektir.

Evdeki koltuğun, televizyonun, kıyafetlerin, pencerenin bile bir anlamı vardır. Bütün olarak ise evi oluşturmasının yanı sıra kendi sahip olduğu anlamla birlikte daha güçlü bir yapıdır.

Yine yapbozun parçaları gibi düşünürsek sadece kendi alanını ifade eder ama birleşince bir bütün olunca kendi anlamının yanı sıra bütün şeklin anlamını da alır.

İnsan söz konusu olduğunda ise yine bütün parçadan daha anlamlıdır. Örneğin kalp, tek başına çalışmaz. Hatta tek başına bir sindirim sistemi bile çalışmaz. Sindirim sistemi, bütün vücudun çalışması ile tamam olur. Hücreler, organlar, insan, tüm canlılar kısacası bu gezegende bulunan her şey evrenin bir parçası konumundadır. Yüzyıllardır parça – bütün ilişkisi kapsamında incelemeler yapmaktayız. Tek amacımız ise evrene bütün olarak baktığımızda anlamını görmek. Lakin hala neden var olduğumuzla ilgili kesin bir bilgiye ulaşabilmiş değiliz. O halde evreni bütün olarak hala göremiyoruz demektir.

Bütün Olamamak Bütün Mesele Bu

Varlığın çeşitli oluşu, insanların farklı karakter ve yetenekte oluşu gibi diğer farklılık ve çeşitlilikler de aslında bu sistem ve ahengin gereğidir. Zira olaylar dahil tüm varlıklar, bileşenlerden oluşmaktadır. Bu durumda her bir sistemin, birbirinden farklı şeylerin bir araya gelerek oluştuğunu söyleyebiliriz. Örneğin kazalar ve felaketler de birden fazla sebebin bir araya gelmesi ile oluşur. Genelde tek bir hata ya da tek bir aksaklık, felakete veya kazaya neden olmaz. O halde bir olayın nedenini varoluş amacını anlayabilmek için her şeyi tüm netliği ile görebilmek gereklidir. Yani birlik oluşturmak, yapbozun parçalarını bir araya getirir gibi bir bütün oluşturmak. Ancak gezegenin en akıllı canlısı olduğumuzu öne sürerek evrenin en büyük aptallığını yapıyoruz sanki. Çünkü evrenle bütün olabilmek bir yana çevremizle hatta kendi ruhumuz ve bedenimiz ile bir bütün olamıyoruz.

Yakından Uzağa – Parçadan Bütüne

Gestaltın yakınlık ilkesi gibidir yaşamlarımız. Zemine rastgele dağıtılmış 6 daire çoğumuz için pek bir anlam ifade etmez.

Bu dairelerin belli bir düzen dahilinde ve daha önce gördüğümüz herhangi bir şekle benzer şekilde yan yana veya üst üste getirilmesiyle ise daireler bizler için bir anlam ifade etmeye başlar. Yani tüm farklılıklarımız ile birlikte bir bütün olabilme gayreti taşımalıyız.

Geçmişimiz, tecrübelerimiz bugün ki bizi oluşturur. Bugün elde ettiğimiz her şey gelecekte olabileceklerin temelidir. Tüm hücrelerimiz bizim hayatta kalabilmemiz için canla başla çalışır. Arılar, böcekler, tüm hayvanlar doğal yaşamın hayatını sürdürebilmesi için birlik olmuşlardır. Lakin biz insanların bu denli kendini var olduğu evrenden ötekileştirmesi akıl almaz bir olaydır.

Tüm bunları düşündüğümde yanan, kül olmuş evin dünyamız olduğunu görebiliyorum. Lakin evrenin tüm parçalarını eksiksiz kabul etmesinin yanında insan canlısının evreni bütün olarak anlayamadığını daha net görüyorum. Belki tüm ön yargılarımızı bir kenara itsek, farklılıklarımızı kabullensek, amacımızın güzellikleri yaymak olduğunu anlasak evren de bizimle iş birliği yapar.

‘Körün Fili Tarifi’ Hikayesi

Beyond Ghor, tüm sakinlerinin kör olduğu bir şehirdir. Bir gün oldukça güçlü bir file sahip olan kral ordusuyla birlikte şehrin yakınlarındaki çöle kamp kurar. Fili “görmeyi” arzu eden halkın arasından bazı erkekler kamp alanına koşarlar. Hiçbiri daha önceden bir filin şekli hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildir ve el yordamıyla yürüyüp filin etrafında toplanırlar. Amaçları ona dokunup bilgi sahibi olmaktır.

Aralarından biri filin kulağına dokunur ve konuşmaya başlar: “Büyük, pürüzlü, geniş bir şey, kilim ya da halıya benziyor.” Diğer adam filin hortumuna dokunur ve şunları söyler: “ Düz, içi boş bir boruya benziyor, müthiş ve yıkıcı bir şey olmalı.” Üçüncü adam ise filin ayaklarına ve bacaklarına dokunur ve şöyle konuşur: “Kuvvetli, sıkı ve sert, tıpkı bir sütün gibi.” Adamların her biri filin farklı yerlerine dokunur ve her biri dokundukları yer konusunda yanılırlar.

Donella Meadows’a göre, genellikle “körün fili tarifi” olarak tanımladığımız bu eski hikâye bize basit bir ders vermekte, ancak biz bunu da diğerleri gibi önemsememekteyiz. Sistem davranışları sadece sistemi meydana getiren elemanları tanımakla anlaşılmaz. Yani parçaları anlayıp, tanıdıktan sonra nihai amacımız birlik olup bütünü anlayabilmek olmalıdır.

Kim bilir birlik olup bütünü anladığımız vakit gerçek amacımızı bulduğumuz vakit olur.