Birey Olmak: Sistemin Yeni Oyunu Bireyselcilik

Son iki yüzyılda dünyamızda o kadar çok şey değişti ki bu değişimler ondan önceki yüzyılların toplamından bile fazla olabilir. Bunu ben değil, Yuval Noah Harari diyor.

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabını okudukça içerisinde ki zengin malzemelerden çeşit çeşit meze çıkartabileceğimi gördüm. Geçmiş ve yaşadığımız tarihle ilgili tespitleri ve geleceğe dair inanılmaz akıl yürütmeleri beni de etkisi altına altı. Bu tespitlerden birisi de Birey Olmak!

Dikkat! Yazının bundan sonrası için ortaya atılan düşüncelerin bir kurum veya kişi ile ilgisi yoktur. Temelini Harari’nin Sapiens kitabında oluşturduğu ‘Birey Olmak’ konusu üzerine kendi fikirlerimi eklediğim bir içerik oluşturmak istedim. Eğer Harari’nin bu konudaki fikirlerini bizzat kendiniz okumak istiyorsanız kitabının Kalıcı Bir Devrim bölümünden Aile ve Topluluğun Çöküşü içeriğine göz atabilirsiniz. Syf: 350

Birey Olmak Kimin İşine Yarıyor?

Günümüz insanının diline pelesenk olmuş bir söz öbeği vardır. ‘Ah, Nerede o Eski Günler..!’

Doğrusu eski günlerin güzelliğine dair bir fikrim yok. Öyle bir kanıtlanmış veri de yok. Çağımız insanının geçmiş tarihin daha anlamlı ve iyi olduğuna dair kendi kafasında oluşturduğu bir varsayım sadece. Ancak bu cümleye ben katılmıyorum diyemem. İlk çocukluk zamanımda ki insan ilişkilerinin, aile ve toplum bağlarının daha kuvvetli olduğunu hatırlıyorum. Ekonomik, teknolojik olarak her ne kadar bugünün çok gerisinde olsa da o günlerin sıcaklığını bugünün asık suratları aldığı kesin.

O günden bugüne değişen çok fazla şey var. Harari’ye göre bu değişimlerin sebebi Sanayi Devrimi ve onunla birlikte gelen teknolojik gelişmeler. Sanayi devrimi ile birlikte devletler yeni iletişim, ulaşım olanakları kazandı ve kendine öğretmenler, polisler, uzmanlardan oluşan bir ordu kurdu. Lakin tüm bunların önünde bir türlü aşamadığı bir engel vardı: Aileler ve topluluklar.

Birey Olmak Eşittir Ürün Olmak

“Aileler ve yaşlı topluluk önderleri, gençlerin milliyetçi eğitim sistemleri tarafından beyninin yıkanmasına, zorunlu askerlikle orduya alınmasına veya şehirlerde işçi olarak çalışan köksüz bireyler olmasına razı değildi.”  

Dolayısı ile devletlerin bu engeli aşmak için bir çözüme ihtiyaçları vardı. Devletlerin ve piyasaların insanlara reddedemeyecekleri bir teklifleri vardı. “Birey Olun! Ailenizden izin almadan kiminle istiyorsanız onunla evlenin. Büyüklerinize rağmen istediğiniz işi yapın. Ailenizle yemek yiyemeyecek de olsanız istediğiniz yerde yaşayın. Artık ailenize veya topluma bağlı değilsiniz. Biz devlet ve piyasa olarak size bakacağız. Size gıda, barınma, eğitim, sağlık, sosyal haklar ve iş vereceğiz. İşsizlik maaşı, sigorta ve koruma sağlayacağız.”

Peki, işin aslı devlet bize gerçekten özgürlüğü mü vaat ediyordu ya da sadece bir yanılsama içinde yine bir şeylere bağımlı bireyler olarak mı yaşıyorduk? Belli bir yaşa kadar insan nasıl yaşacağını, karnını nasıl doyuracağını düşünmez. Çünkü aile desteği arkasındadır. Lakin yetişkinliğe ilk adım atıldığında kendi ayaklarının üzerinde durman gerektiğini söylenir. Bunun için de iş bulmak, çalışmak gereklidir. Çalışırsan karnını doyurabilirsin bunun da ötesinde bir tüketim canavarına dönüşebilirsin. Çünkü piyasa da bunu ister. Çağımızın üretimde bir sınırı yoktur. Henüz kaynaklarımızı hiç tükenmeyecek gibi kullanmaya devam edebiliriz. Ancak üretilen her şeyin yerini sağlıklı bir döngü için yenisi almalıdır. Bu da tüketimden geçer. Üretiriz, tüketiriz, üretiriz, tüketiriz. Sonu olmayan kısır bir döngü.

Sistemin Yeni Oyunu Bireyselcilik

Birey olmanın üret-tüket döngüsü içerisinde bir araç, bir ürün olması şaşırtıcı olmamalı. Markalar tüm pazarlama taktikleri içerisinde sizin bir birey olmanıza, kendi kararınızı kendiniz vermenize, özgür olmanıza vurgu yaparlar. Bu krem senin için üretildi çünkü sen buna değersin. (because I’m worth it.) İmkansız diye bir şey yoktur. (Nothing is impossible)  Çünkü sen her şeyi yapabilecek güce sahipsin. Sadece yap. (Just do it) Bu örneklerin pazarlama çağında sınırı yoktur.

Hepsi senin biricik, tek, değerli, büyük güç sahibi, özgür ve sınırsız bir birey olmana vurgu yapar. Ötesinde buna inanmanı ister. Paranın Gücü yazımda inancın insanları parayı kullanmaya nasıl ikna ettiğini anlatmıştım. Burada da paranın dönüşümünü, kullanılmasını sağlamak için sizi olduğunuzdan farklı bir insana çevirme taktiklerini anlatıyorum sadece. Kısacası koca bir oyun içerisinde güçlü ve her şeye kadir yeni bir Tanrı yaratıyor insanoğlu, kendisini!

Günümüzün en yaygın hastalığının ruhsal hastalıklar olması olağan değil mi bu şartlar altında. Her şeye gücünün yettiğini sanan insanoğlu bir işi başaramadığında, farklı bir insanmış gibi davranmaya çalıştığında, hep daha fazlasını arzuladığında ve tüm bunlara yenik düştüğünde kendinin yeterli olmadığına kanaat getiriyor. Çünkü sistem yarattığı mükemmel birey kalıbına uymuyor. Böylece ruhsal ve hemen ardından fiziki çöküş başlıyor. Tüm bunlar tesadüf olarak algılanmamalı. Sistemin birbirine yabancılaşmış ve özgür olduğunu sanan bireyler yaratması kendi işine yarıyor.

“Devlet ve piyasa, yabancılaşmış bireylerden oluşan bir topluma, güçlü aileler ve topluluklara göre çok daha kolay müdahale edebilir. Apartmandaki komşularıyla kapıcıya ne kadar ödemeleri konusunda bile anlaşamayanlar devletlere nasıl direnebilirler?”

Dönemin yeni bir kişisel gelişim modası var. Bu sektörde bir süredir bireycilik oyununa dahil olup bayrağı ön sıralara taşımaya çalışanlardan. Söyledikleri şeyler de markaların, firmaların, parayla oynayanların pazarlama taktiklerinin aynısı. Sen teksin. Bu dünyada en değerli varlık sensin. Sen her şeyden önce gelirsin. İlk kendini düşünmelisin. Her şeyi kendin için yapmalısın. Hayatını kendi istek ve arzuların göre yaşamalı, adamalısın. Ne yapıyorsan kendin için yap.

Peki, her şeyi başardığın ve tek, her şeyde ‘en’ olduğun bir dünyada gerçekten mutluluğu, huzuru yakalayabildin mi?

İnsan Toplumsal Bir Varlıktır

Kabul edelim biz insanlar topluluk halinde yaşamak için dünyaya geldik ve birbirimize ihtiyacımız var. Dünyada tek kaldığında nasıl bir hiç haline geldiğini düşünebiliyorsan şu anda da tek olarak çokta mükemmel bir varlık olmadığını kabul etmen gerekiyor. Kısacası birey olmak kavramı tamamen sistemin işine yarıyor. Senin değil. Hele ki 7 milyar nüfusa ulaşmış koca bir gezegende bir başına var olabileceğini düşünebilmen acizlik getirir seni Tanrı yapmaz. O sebeple insan toplumsal bir varlık olduğu bilincini kaybetmemelidir. Aile, sevgi, saygı, birliktelik ve çevremizle ilişkilerimiz bizi biz yapan değerlerimizdir. Tüm bunların bilincinde olarak kendimizi toplumdan soyutlamadan insan olabilmeye…